Ben bugun bunu gordum sevgili okur. Aslinda daha oncede gormustum ama tekrarlanmis oldu, yazmama da sebep oldu. Gecen seneki danismanim Cin asilli Amerikan bir kadindi. Bir Turkle evlenerek guzide ulkemize gelmis Usak sehrinin kutuğune kayit olmus. Kari koca ikisi de bolumumuzun sevilen hocalarindandi, en azindan ben seviyordum. Hic cocuklari olmadigi icin de biz ogrencileri kendi cocuklari gibi gorup, yakindan ilgileniyor, bir cok konuda yardimci oluyorlardi. Bu cocuk olarak gorme mevzundan bircok sohbette bahsetmisler, bircok aldigimiz mail “dear kids” diye basladigi icin alismistik…
Böceklerin ‘hoş geldin’ karşılaması
Sol elimin içinde minicik bir nokta ve etrafında kocaman şişlik. Tam da ayamdaki çizginin ortasından ısırmış, çizgi kızarmış ve elim ortadan ayrılacakmış gibi duruyor. Avuç içi olduğu için sürekli bir yerlere değiyor ve kaşıntı başlıyor. Elimin üstünde, ayak parmaklarımda, omzumda, bacağımda, kolumda fındık büyüklüğünde kızarıklıklar var. Evdeki tüm merhemlerden sürdüm. Antibiyotikli krem, mantar kremi, alerji kremi, yanık kremi, yara kremi… Bir fayda görmedim, iki gündür kaşınıyorum, şişiyorum. İşin ilginç tarafı neyin ısırdığını bir türlü keşfedemiyorum. Ne sinek ne böcek ortalıkta bir şey yok ama birden kolum hatır hutur kaşınmaya başlıyor. Ve minik bir iğne izi oluyor o bölgede. Ah güzel böcekler ...
Yurt disinda Türkiye maçları nasil izlenir
Yurt disinda mac takip etmek ekstra eforlarin, saat ayarlamalarinin, ic heyecanlarin/firtinalarin yasandigi bir ortam gerektirir. Canli olarak maclari izlemek icin cesitli taklalar atmaniz, bazen de cevredeki insanlara renk vermeden bunu gerceklestirmeniz gerekebilir. Yontemler: Internetten mac yayinlarini canli olarak veren cesitli web siteleri ya da programlar ya da digiturk’un yurt disinda yasayanlar icin hizmete soktugu yuksek cozunurluklu yayin (tabii ki bedava degil)… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
İşkembe Çorbası ve Aile Bağları
Aile ile ilgili en bilinen sözlerden birisi sanırım Goethe'ye ait: "Ailenizi Tanrı belirler, fakat dostlarınızı siz seçersiniz." Evet, cümle aslında "dostluk" odaklı bir vecize. Fakat ben bunu hep aile hakkında düşünürüm. Sanki, evet ailemi ben seçmedim ve bu ailemle ilişkimde çok önemli bir kriterdir, der gibi. Hakkaten de insanın kafasındaki "aile" tanımlamasında, zorunluluk önemli bir esas olmalı. Diğer türlü insan anne ve babasından, hem de kırkından sonra bile değişmelerini, farklı olmalarını, en az kendileri gibi açık görüşlü olmalarını, yahut gidip başkasının annesi babası olmalarını isteyebiliyor. Bunu bir dönem "asi gençlik" tanımı içinde moda nevinden kullandı akımlar, fakat işin aslı şu ...
Ne Umduk? Ne Olduk?
9-10 yaşlarında büyüyünce ne olacağıma dair düşüncelerimin netleştiğini ve pilot olacağımı düşünüyordum. Buna nerden karar verdim bilmiyorum ama soranlara pilot olacağım deyince prestij kazandığımı, beni farklı,başarılı, idealist olarak gördüklerini düşünürdüm. Pilotluk farklıydı, hiçbir arkadaşımdan duymamıştım pilot olmak istediğini nitekim bizim zamanımızda doktorluk, polislik, karatecilik ve komandoluk revaçtaydı. Neyse yıllar yılları kovaladı, lisede mimar olan kuzenlerimden etkilenip sanırım mimar olucam deyip fen bölümünü seçtim, ama matematikle ve kimya ile boğuşurken hayatım aşama aşama kabusa döndü. Lise sonda artık çok geçti ama yine sayısal dersler ağırlıklı dersaneye kayıt oldum. Dönem ortası bu iş olmaycak deyip gizliden evde gitar çalışıp arkadaşlarla grup kurup ...
Efsane dergi Gırgır
Gırgır ile ilgili uzunca bir yazı yazacak değilim. Zira onu çalıştığım dergi için yapmaya çalışıyorum ve oldukça zorlanacağım zaten. Ama araştırma yaparken, okurken aklıma gelen birkaç küçük notu paylaşayım en azından. Mizah dergilerini takip edenler bilirler. Sabahlamak, uykusuz geceler çizerlerin en belirgin özellikleridir. Ersin Karabulut bunu çok güzel anlatır bir Sandık İçi'nde. O zamanlar çizdiği Penguen dergisinde tek bir koltuk varmış. Sabahlanan günlerde o koltuk da kapılınca sandalyeleri birleştirip üzerinde yatarmış geceleyin biraz uyuklamak için. Evet sefil çizer portresi anlayacağınız. Uykusuz geceler... Uykusuz dergisi de ismini buradan alıyor zaten. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Vatandaş Pişkin Esnafa karşı 7- Sevgi&Barış&Dostluk Cafe
Harika sahiliyle ünlü olan memleketimde, denize sıfır ve ‘’lüx’’ bir yer olan Sevgi&Barış&Dostluk Cafe'ye arkadaşlarımla sık sık giderdim.Her gidişimizde de manzaraya karşı keyifli sohbetler ederken; çayın kötü olması, servisin kalitesizliği ve başarısız tostlar manzara büyüsünün hafifletici unsur etkisiyle umursanmazdı. Her hesap ödenişinde çemkirir biraz ehemmiyet göstermelerini salık verirdik. Yine güzel bir yaz gününde, akşamüstü arkadaşlarımla denize en sıfır masada oturuyorduk; satranç kuruldu, siparişler verildi çaylar tostlar… Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Babaanneli geceler
Ellerimi uzatıp Bir Bir Toplasam yıldızları Babaannemin saçlarına taksam… Geceleyin balkonumdan göğe bakıp gözümü kırpmadan sabahladığım vakit, bir an mutlaka babaannem geliverir aklıma. Bana ‘yıldızların ve ay’ın bilmediğim hikayesini ilk O anlatmıştı küçükken, öylece de kaldı. O sahne, o gece hala aklımda. Babaannemin yanına sıkışıp yatmak fikri beni hep heyecanlandırırdı henüz bir tıfılken, uyuyamadım diye gözlerimi yalancıktan ovuşturur ya da korkuyorum diyerek sırf bu hikayeleri dinlemek için yatağımdan kalkar yanına giderdim. Rüyalarımı boyamak için tam da istediğim gibi rengarenk Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
Aldat(ıl)mak
Çok derin ve can sıkıcı bir mevzu, biliyorum... Ama her zaman kakara kikiri yazacak değiliz ya, değil mi efendim? Bir çoğumuz için, bu konu hakkında ahkam kesip "tu kaka!" ya da "çok kötü birşey, aldatanları asıp kesmek lazım, taksim meydanında sallandırmak lazım, kınım kınım kınıyorum!" demesi kolaydır ve bu aldatma eyleminin hiçbir olumlu yönü olmadığı, ahlaken ve vicdanen doğru olmadığı benim için de tartışılmazdır. Sanırım bu konuda hemen hemen her insanla hemfikiriz. Fakat bu yaşıma kadar o kadar çok olaylara tanık oldum ki hayatımda, gerek arkadaş çevremde, dost çevremde, yakın ya da uzak çevremde, gerekse okuduklarım, izlediklerim, duyduklarım, işittiklerim vs . ... ...
Kantin De Çok Pahalı Ya
Bizim kantin okulumuzun gözde toplanma mekanlarındandı(r). Böyle herkes gelir. Erkekler genelde kızları keser. Kızlar da öyle görmezden gelir. Herkes konuşmaya çalışır birbiriyle. O yüzden çok büyük uğultu oluşur. Belki bir desibelmetre ile ölçülse 70-80 dbi bulabilir. O yüzden herkes birbirini duymakta zorlanır. Genelde herkes arkadaş grubuyla durur ve konuşur. Ben de genelde öyle yaparım. Hatta bazen "Kanka naber sesleri yükselir". Buna ben de dahil. Herkes birbirine kanka der. Yanına bazen tanımadığın bir çocuk gelir "Kanka 50 Kuruş verir misin?" der. Sen de paran olsa bile yok dersin. Ama arkadaşın isterse iş biraz değişir. Vermek istemezsin ama yine de verirsin kızmaması ...
-
Hoca-Ogrenci Iliskileri
20 May 10 (15:57) | kuzeydeki güney insanı yazdı | Okul Hayatı | 1 yorum
-
Mavimavimavimavi.
20 May 10 (15:53) | ayaz yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum
İnsanın sınırsız özgürlüğü keşfettiği bir nevî renk değil midir? Maviye bakınca insan huzur dolu bir tat hissetmez mi kapalı gişesinde? Kuşlar gibi süzülerek uçmak,balıklar gibi dalgalarla bogusma cesareti istemez mi?
Evet bahsettiğim ve şahsi hayatımda en değerli iki; mavi.
Gökyüzü ve deniz.
Bunların beraberınde tabii ki ufuk çizgisi.
Gökyüzü ve deniz ne anlamlara kâdirdir..
Bizler kaybettiğimiz yakınlarımız tarafından izlendiğimizi düşünerek gökyüzüne bakıp anmaz mıyız? Mavi;umut,beklenti…
Bir diğeri ise, filmlerde izler,romanlarda okuruz yeri geldiğinde artist olup uygularız.
Demek istenilen şu efendim…
-
Bir Tıpçının İtirafları – 1
17 May 10 (11:34) | Skywalker yazdı | Okul Hayatı | 3 yorum
Ali babanın çiftliğindeki ya da Alp Dağları’ndaki ineklerin ne kadar huzurlu olduğunu düşünmekteyim bugünlerde. 9 aylık okul hayatının 8 ayını “Az kaldı abi ya sınav bitsin rahatlıyacaz.” diyerek geçirince madem inek olacaktık bari süt aşkıyla uçan ineklerden olaydık diyor insan buralarda. Napıyorum derseniz yaklaşık on bin tıp öğrencisinin yaptığını yapıyorum. Çalışıyorum, yemek yiyorum sonra çalışıyorum.
-
Beton Orçun Geliyor
15 May 10 (12:12) | Nohut yazdı | Afacan Köşe | 4 yorum
Site boş durmasın bari, Light Selami’nin oğlu Beton Orçun’un videosunu izleyin…
-
Engineering Approach -biraz prodüktivite-
14 May 10 (11:13) | ayine yazdı | Afacan Köşe | 3 yorum

yer: büyük bir inşaatın şantiyesiŞantiyede dolaşılırken, ayrı ayrı birçok yerde işçilerin arabesk yahut içli türküler dinlediği fark edilmiştir.
ayine: Çok kederli şeyler dinliyorlar ya hu. Eğer halet-i ruhiyeleri dinledikleri müziğe göre değişiyorsa çok fena.
-
What?
12 May 10 (10:15) | Nohut yazdı | Afacan Köşe | 2 yorum
-
Sinema Sanattır 3: Bruce Almighty
11 May 10 (23:44) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 1 yorum
Morgen Freeman için söylenen bir laf vardır: “Adam Tanrı’yı bile oynadı, daha ne yapsın?” Evet, “Bruce Almighty” ya da Türkçe haliyle, “Aman Tanrım!” Morgen Freeman’ın Tanrı’yı oynadığı önemli bir film. Önemi, sanatsal anlamda sinemada çığır açmasından değil. Zaten bu seride bahsedeceğim filmlerin çoğu, popüler kültürden olacak. Çünkü o popülerlik içindeki “inceliği” görmeyi daha çok seviyorum. Tüketilsin diye yapılan görsel üretimin, kristalleşmesini ve kalıcı olmasını istiyorum. O nedenle de, size şimdi Bruce Almighty’nin (Almighty kelimesinin “Her şeye kâdir” şeklinde çevrildiğini söyleyerek) kâdir olamadığı bir ana dikkat çekeceğim…
-
Anneler günü dedik de…
9 May 10 (16:22) | dilinkemigi yazdı | Hayattan Detaylar | 5 yorum

Benim böyle özel günlerle, “bayramlarla” pek fazla aram yoktur pek.
Ama tabii söz konusu ANNE olunca (bu kelimeyi duyunca bile insanin ici bir hos oluyor) is biraz degisiyor.
Kendim de anne oldugum icin degil, eskiden beri anneme karsi bir düskünlügüm vardir benim, ama asil evlad sahibi olup, anne olmayi ögrenince anliyormus insan bircok seyi… bu da bir gercek.
Eskiden,biz cocukken annemler “cocuk sahibi olun, siz de anne olun da, sizde anlarsiniz ozaman” gibi seyler dediklerinde, artik gina gelirdi o sözlerden. Burun kivirir, icimizden “öfffff..yine basladilar” derdik.
-
Rutini yaşanmış saymayan insanın kaybettiği…
7 May 10 (19:17) | ayasophia yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
Az önce gazetedeki bir birimin bulunduğu alandan geçerken, “Nasılsın?” diye bir ses duydum. Aslında tam da orada duraksayıp beklemiştim, beni görüp de bir selam versin diye. “Sağol. Sen nasılsın?” dedim. Hep sevdiğim ve muhabbet beslediğim gülümsemesiyle, “İyiyim. Dalgın görünüyorsun…” dedi. “Kafamı dört-beş şubeye ayırdım ve her biriyle bir şeyler düşünüyorum.” diye yanıtladım. Beni özellikle üniversite yıllarımda tanıyanlar, aynı anda onlarca işi yapmaktan zevk aldığımı bilirler. Bir yandan işlerimi görürken, diğer yandan msn’de konuşabilir, müzik dinleyebilir, parça parça ve bol miktarda dur-kalkla da olsa, film izleyebilirim. Derken bugün bir dostumun Twitter mesajında şunu gördüm: “Eğer hem araba kullanıp hem de güzel bir kadınla öpüşebiliyorsan, öpücüğe dikkat vermiyorsun demektir.” Bu sözü, romantikliği ile tanınan bilim adamı Albert Einstein demiş…
-
“Bir Semtini Sevmek” -Beyazıt/Sahaflar Çarşısı-
7 May 10 (10:28) | ayine yazdı | Sakin Turizm | 1 yorum

Beyazıt Meydanı, keşfedilecek daha çok köşesi ile her daim gizemli gelen Tarihi Yarımada’daki her yere yakın olması ile değil; beklerken yahut bekletirken, erken gelenin hoşça vakit geçirebileceği Sahaflar Çarşısı’nın hemen yanında olmasından sebep böyle güzel geliyor sanırım.
İnsana başka bir ülkedeymişçesine ‘yabancı’ değil bilakis ‘zamandan mekandan bağımsızlık’ vehmettiren…
-
Hayatta hoşa gidebilecek en tuhaf şey
7 May 10 (0:18) | kuzeydeki güney insanı yazdı | Hayattan Detaylar | 0 yorum
Sevgili okur, bu yazıyı okuduktan sonra delirmeye başladığımı düşünebilirsiniz ama olsun ben yine de yazıcam.İnsan yaşamaya alıştığı yeri bırakıp başka bir yere taşınınca, belli bir süre zorluk çekiyor elbette. Hele de yeni taşındığınız yer eskisine kıyasla kültürel, fiziksel vb. açılardan çok daha farklı bir yerse. İki şekilde yaklaşım mümkün, birincisi kaldığınız yerin güzelliklerini öne çıkarıp, orayı sevmeye çalışmak. İkincisi de eskiye olan özlemle yaşayıp, yeni yerinize alışmaya isyan edip hayatı kendinize zehretmek. Siyah-beyaz arasındaki gri tonlar elbette var, ben sadece iki uçtan bahsettim.
-
Erkekler ve sokak köpekleri
6 May 10 (11:09) | maynuşya yazdı | Hayattan Detaylar | 1 yorum
8 ay önce 5 tane minik yavruydular. Birisi daha o zamanlarda bir arabanın altında kaldı. Geriye kaldı 4 yavru, 1 anne ve 1 baba. Mahallemizin köpekleri olarak mahalle çocuklarının sevgisiyle ebeveynlerin temkinli bakışları arasında mutluca yaşıyorlardı. Sonra bir gün anne “Tarçın” tekrar hamile kaldı. Bunu gören ve “köpeklerin canavar olduğunu onları yiyeceğini düşünen komşular” belediyeye haber verdi. Gece balkondan çocuklardan birisi görmüş. Anneyi zehirli iğneyle uyutup gitmişler…
Geriye 4 yavru ve 1 baba kaldı. Onlara yemek getirmek, onları sevmek yaptığım en umutlu iş olmaya başladı. Günümün en ‘sırıtkan hali’ eve gelirken onların beni sokağın başında karşılamalarıydı. Üzerime patileriyle çıkmaları, çamurlarını ve pirelerini benimle paylaşmaları, kuyruklarını dengemi bozarak savurmaları, montumun kollarını ısırmaları, ayakkabımın çözülen bağlarından tutup beni sürüklemeleri, arabamın üzerine çıkıp tırnaklarıyla çizmeleri ve evin dış kapısını kapattıktan sonra bile kapıyı zorlayarak açmaya çalışırken alttan gözüken burunları hep keyifliydi.
Zaman geçiyordu. Yavrular büyüyordu. Onların dünyasını daha önceden hiç takip etmediğim için her yenilik ilgimi çekiyordu. Dişiler ergen oluyordu. İçlerinde en iri ve
-
“İçimde ve evlerde balkon”
6 May 10 (0:48) | persephone yazdı | Hayattan Detaylar | 1 yorum
Havalar artık ısındı ve böyle güzel havalarda geceleri balkondan izlediğim dünyayı seninle paylaşma vaktim geldi sevgili okur. Balkonla ilgili, balkonda geçen, balkona dair ne varsa, anlatabildiğim kadarıyla… Balkona diktiğim kuruyup kalmış o küçük çiçekleri sulama vaktinin geldiğini hissediyorum belki de. Kış gelince içeri alınır ya çiçeklerin bir kısmı, bir kısmı kurur, çıplak kalır ya saksı, işte şimdi bu saksılarda yeniden küçücük filizler çıkmaya başladı baharla birlikte.Sizin de çiçeklerle kızıymış gibi konuşan bir anneniz varsa ve bazen onlara söylediği sevgi sözcüklerini kıskanıp benim gibi annenizin yanaklarına onlarca öpücük konduruyorsanız, o da size sarılıp, kokluyorsa ve sıcacık oluyorsa içiniz, buzlarınız erimeye başlıyorsa yine bir bahar geldi demektir evlere. En azından, benim bildiğim bahar senelerdir böyle geliyor evimize.
-
Şafak Demiş Coni Moni
2 May 10 (12:33) | Sakin Kafa yazdı | Hayattan Detaylar | 2 yorum
Ve kısa bir süre kaldı bitmesine. Buradaki alacaklı arkadaşlara vatan borcumuzu ödedik. Egolar tatmin ettik, dersler verdik, koşular koştuk, yazılar yazdık. Böylelikle hayatımızdaki anlamsız zaman dilimlerinden birinin daha sonuna gelmek üzereyiz. Hiç böyle hayal etmemiştim ya neyse…
-
Evet, evet yazmalıyım! Aklımda öyküler dolaşıyor sürekli. Fatih Camii’nin köşe başlarında duran kediler ve dilenciler üzerine… Camii tuvaletinde sürüp giden garip hayat üzerine… İnşaat halindeki camiyi artık kanıksamış mahalleli üzerine… Bir başka konu da şu: Meşhurları bir araya getirmek ve onlara çöpçatanlık yapmayı kendine vazife edinmiş ruh sefili bir adamın vereceği büyük parti hakkında bir öykü. Sabahtan itibaren geleceğini düşündüğü önemli isimleri tek tek arayıp akşamki partiye hazırlık yapar. Ve… Büyük Parti aslında büyükçe bir karnavaldır ki herkes kendisini görür. Çırılçıplak, müstehcen ve pornografik bir “an” yakalanır orada; tamamen mecazi anlamda bu kelimeler, erotik hikayeler yazmaya hevesli değilim. Lakin yaşadığımız dünya sizce de çok “müstehcen” değil mi?
-
Green Grass
26 Nis 10 (23:52) | ayine yazdı | Tanıtım Köşesi | 1 yorum

“Green Grass“, “ölürsem kabrime gel, isterim“in ecnebicesi bir nevi. Cibelle, Tom Waits ‘ten daha mı güzel söylüyor ne…

















