sakinkafaatari oyunları

  1. Hoca-Ogrenci Iliskileri

    kaplumbağa terbiyecisiBen bugun bunu gordum sevgili okur. Aslinda daha oncede gormustum ama tekrarlanmis oldu, yazmama da sebep oldu. Gecen seneki danismanim Cin asilli Amerikan bir kadindi. Bir Turkle evlenerek guzide ulkemize gelmis Usak sehrinin kutuğune kayit olmus. Kari koca ikisi de bolumumuzun sevilen hocalarindandi, en azindan ben seviyordum. Hic cocuklari olmadigi icin de biz ogrencileri kendi cocuklari gibi gorup, yakindan ilgileniyor, bir cok konuda yardimci oluyorlardi. Bu cocuk olarak gorme mevzundan bircok sohbette bahsetmisler, bircok aldigimiz mail “dear kids” diye basladigi icin alismistik…


  2. Mavimavimavimavi.

    İnsanın sınırsız özgürlüğü keşfettiği bir nevî renk değil midir? Maviye bakınca insan huzur dolu bir tat hissetmez mi kapalı gişesinde? Kuşlar gibi süzülerek uçmak,balıklar gibi dalgalarla bogusma cesareti istemez mi?
    Evet bahsettiğim ve şahsi hayatımda en değerli iki; mavi.
    Gökyüzü ve deniz.
    Bunların beraberınde tabii ki ufuk çizgisi.
    Gökyüzü ve deniz ne anlamlara kâdirdir..
    Bizler kaybettiğimiz yakınlarımız tarafından izlendiğimizi düşünerek gökyüzüne bakıp anmaz mıyız? Mavi;umut,beklenti…
    Bir diğeri ise, filmlerde izler,romanlarda okuruz yeri geldiğinde artist olup uygularız.
    Demek istenilen şu efendim…


  3. Bir Tıpçının İtirafları – 1

    Ali babanın çiftliğindeki ya da Alp Dağları’ndaki ineklerin ne kadar huzurlu olduğunu düşünmekteyim bugünlerde. 9 aylık okul hayatının 8 ayını “Az kaldı abi ya sınav bitsin rahatlıyacaz.” diyerek geçirince madem inek olacaktık bari süt aşkıyla uçan ineklerden olaydık diyor insan buralarda. Napıyorum derseniz yaklaşık on bin tıp öğrencisinin yaptığını yapıyorum. Çalışıyorum, yemek yiyorum sonra çalışıyorum.


  4. Beton Orçun Geliyor

    Site boş durmasın bari, Light Selami’nin oğlu Beton Orçun’un videosunu izleyin…


  5. Engineering Approach -biraz prodüktivite-

    Santiye

     
    yer: büyük bir inşaatın  şantiyesi

    Şantiyede dolaşılırken, ayrı ayrı birçok yerde işçilerin arabesk yahut içli türküler dinlediği fark edilmiştir.

    ayine: Çok kederli şeyler dinliyorlar ya hu. Eğer halet-i ruhiyeleri dinledikleri müziğe göre değişiyorsa çok fena.


  6. What?

    what


  7. Sinema Sanattır 3: Bruce Almighty

    bruceMorgen Freeman için söylenen bir laf vardır: “Adam Tanrı’yı bile oynadı, daha ne yapsın?” Evet, “Bruce Almighty” ya da Türkçe haliyle, “Aman Tanrım!” Morgen Freeman’ın Tanrı’yı oynadığı önemli bir film. Önemi, sanatsal anlamda sinemada çığır açmasından değil. Zaten bu seride bahsedeceğim filmlerin çoğu, popüler kültürden olacak. Çünkü o popülerlik içindeki “inceliği” görmeyi daha çok seviyorum. Tüketilsin diye yapılan görsel üretimin, kristalleşmesini ve kalıcı olmasını istiyorum. O nedenle de, size şimdi Bruce Almighty’nin (Almighty kelimesinin “Her şeye kâdir” şeklinde çevrildiğini söyleyerek) kâdir olamadığı bir ana dikkat çekeceğim…


  8. Anneler günü dedik de…

    38

    Benim böyle özel günlerle, “bayramlarla” pek fazla aram yoktur pek.

    Ama tabii söz konusu ANNE olunca (bu kelimeyi duyunca bile insanin ici bir hos oluyor) is biraz degisiyor.

    Kendim de anne oldugum icin degil, eskiden beri anneme karsi bir düskünlügüm vardir benim, ama asil evlad sahibi olup, anne olmayi ögrenince anliyormus insan bircok seyi… bu da bir gercek.

    Eskiden,biz cocukken annemler “cocuk sahibi olun, siz de anne olun da, sizde anlarsiniz ozaman” gibi seyler dediklerinde, artik gina gelirdi o sözlerden. Burun kivirir, icimizden “öfffff..yine basladilar” derdik.


  9. CRBR004765Az önce gazetedeki bir birimin bulunduğu alandan geçerken, “Nasılsın?” diye bir ses duydum. Aslında tam da orada duraksayıp beklemiştim, beni görüp de bir selam versin diye. “Sağol. Sen nasılsın?” dedim. Hep sevdiğim ve muhabbet beslediğim gülümsemesiyle, “İyiyim. Dalgın görünüyorsun…” dedi. “Kafamı dört-beş şubeye ayırdım ve her biriyle bir şeyler düşünüyorum.” diye yanıtladım. Beni özellikle üniversite yıllarımda tanıyanlar, aynı anda onlarca işi yapmaktan zevk aldığımı bilirler. Bir yandan işlerimi görürken, diğer yandan msn’de konuşabilir, müzik dinleyebilir, parça parça ve bol miktarda dur-kalkla da olsa, film izleyebilirim. Derken bugün bir dostumun Twitter mesajında şunu gördüm: “Eğer hem araba kullanıp hem de güzel bir kadınla öpüşebiliyorsan, öpücüğe dikkat vermiyorsun demektir.” Bu sözü, romantikliği ile tanınan bilim adamı Albert Einstein demiş…


  10. sahafların sessiz sakinleri

    Beyazıt Meydanı, keşfedilecek daha çok köşesi ile her daim gizemli gelen Tarihi Yarımada’daki her yere yakın olması ile değil; beklerken yahut bekletirken, erken gelenin hoşça vakit geçirebileceği Sahaflar Çarşısı’nın hemen yanında olmasından sebep böyle güzel geliyor sanırım.

    İnsana başka bir ülkedeymişçesine ‘yabancı’ değil bilakis ‘zamandan mekandan bağımsızlık’  vehmettiren…


  11. dali-timeSevgili okur, bu yazıyı okuduktan sonra delirmeye başladığımı düşünebilirsiniz ama olsun ben yine de yazıcam.

    İnsan yaşamaya alıştığı yeri bırakıp başka bir yere taşınınca, belli bir süre zorluk çekiyor elbette. Hele de yeni taşındığınız yer eskisine kıyasla kültürel, fiziksel vb. açılardan çok daha farklı bir yerse. İki şekilde yaklaşım mümkün, birincisi kaldığınız yerin güzelliklerini öne çıkarıp, orayı sevmeye çalışmak. İkincisi de eskiye olan özlemle yaşayıp, yeni yerinize alışmaya isyan edip hayatı kendinize zehretmek. Siyah-beyaz arasındaki gri tonlar elbette var, ben sadece iki uçtan bahsettim.

    Ben de Kuzey Hollanda’ya ayak uydurmaya çalışıyorum. En çok


  12. Erkekler ve sokak köpekleri

    minik8 ay önce 5 tane minik yavruydular. Birisi daha o zamanlarda bir arabanın altında kaldı. Geriye kaldı 4 yavru, 1 anne ve 1 baba. Mahallemizin köpekleri olarak mahalle çocuklarının sevgisiyle ebeveynlerin temkinli bakışları arasında mutluca yaşıyorlardı. Sonra bir gün anne “Tarçın” tekrar hamile kaldı. Bunu gören ve “köpeklerin canavar olduğunu onları yiyeceğini düşünen komşular” belediyeye haber verdi. Gece balkondan çocuklardan birisi görmüş. Anneyi zehirli iğneyle uyutup gitmişler…

    Geriye 4 yavru ve 1 baba kaldı. Onlara yemek getirmek, onları sevmek yaptığım en umutlu iş olmaya başladı. Günümün en ‘sırıtkan hali’ eve gelirken onların beni sokağın başında karşılamalarıydı. Üzerime patileriyle çıkmaları, çamurlarını ve pirelerini benimle paylaşmaları, kuyruklarını dengemi bozarak savurmaları, montumun kollarını ısırmaları, ayakkabımın çözülen bağlarından tutup beni sürüklemeleri, arabamın üzerine çıkıp tırnaklarıyla çizmeleri ve evin dış kapısını kapattıktan sonra bile kapıyı zorlayarak açmaya çalışırken alttan gözüken burunları hep keyifliydi.

    Zaman geçiyordu. Yavrular büyüyordu. Onların dünyasını daha önceden hiç takip etmediğim için her yenilik ilgimi çekiyordu. Dişiler ergen oluyordu. İçlerinde en iri ve


  13. “İçimde ve evlerde balkon”

    balkonHavalar artık ısındı ve böyle güzel havalarda geceleri balkondan izlediğim dünyayı seninle paylaşma vaktim geldi sevgili okur. Balkonla ilgili, balkonda geçen, balkona dair ne varsa, anlatabildiğim kadarıyla… Balkona diktiğim kuruyup kalmış o küçük çiçekleri sulama vaktinin geldiğini hissediyorum belki de. Kış gelince içeri alınır ya çiçeklerin bir kısmı, bir kısmı kurur, çıplak kalır ya saksı, işte şimdi bu saksılarda yeniden küçücük filizler çıkmaya başladı baharla birlikte.

     Sizin de çiçeklerle kızıymış gibi konuşan bir anneniz varsa ve bazen onlara söylediği sevgi sözcüklerini kıskanıp benim gibi annenizin yanaklarına onlarca öpücük konduruyorsanız, o da size sarılıp, kokluyorsa ve sıcacık oluyorsa içiniz, buzlarınız erimeye başlıyorsa yine bir bahar geldi demektir evlere. En azından, benim bildiğim bahar senelerdir böyle geliyor evimize.


  14. Şafak Demiş Coni Moni

    Ve kısa bir süre kaldı bitmesine. Buradaki alacaklı arkadaşlara vatan borcumuzu ödedik. Egolar tatmin ettik, dersler verdik, koşular koştuk, yazılar yazdık. Böylelikle hayatımızdaki anlamsız zaman dilimlerinden birinin daha sonuna gelmek üzereyiz. Hiç böyle hayal etmemiştim ya neyse…


  15. Kosmos’un orta yerinden…

    kosmosEvet, evet yazmalıyım! Aklımda öyküler dolaşıyor sürekli. Fatih Camii’nin köşe başlarında duran kediler ve dilenciler üzerine… Camii tuvaletinde sürüp giden garip hayat üzerine… İnşaat halindeki camiyi artık kanıksamış mahalleli üzerine… Bir başka konu da şu: Meşhurları bir araya getirmek ve onlara çöpçatanlık yapmayı kendine vazife edinmiş ruh sefili bir adamın vereceği büyük parti hakkında bir öykü. Sabahtan itibaren geleceğini düşündüğü önemli isimleri tek tek arayıp akşamki partiye hazırlık yapar. Ve… Büyük Parti aslında büyükçe bir karnavaldır ki herkes kendisini görür. Çırılçıplak, müstehcen ve pornografik bir “an” yakalanır orada; tamamen mecazi anlamda bu kelimeler, erotik hikayeler yazmaya hevesli değilim. Lakin yaşadığımız dünya sizce de çok “müstehcen” değil mi?


  16. Green Grass

    green-grass-blue-sky

    Green Grass“,ölürsem kabrime gel, isterim“in ecnebicesi bir nevi. Cibelle, Tom Waits ten daha mı güzel söylüyor ne…