Geçen gün okulda ders çok uzadı ve öğle arasına vakit kalmadan diğer ders başladı. 10 dakika bile olmayan arada, yerli öğrenciler az önce uzayan derste tırtıklamaya başladıkları sandviçleri ancak bitirebildiler. Biz yiyecek bir şey bile alamadan diğer ders başladı. Biz dediğim de bendeniz, Romanya ve Bulgaristan’dan gelen arkadaşlardan oluşan üç kişilik dev Balkanlar kadrosu.. Sonra dersin ortalarına doğru çıkıp 20 dakikalık bir mola verdik kendimize ve karnımızı güzelce sandviçlerle doyurduk, tabii bu Hollandalıların öğle yemeği anlayışlarından da şikayet etmeden duramadık. Efendim, minik bir tost ekmeği arasına sıkıştırılmış bir jambonla, yada tek bir muzla, yada sadece meyveli sütle, yada bir baton çikolatayla koskoca bir öğün geçiştirilir mi hiç.. Bir arkadaşınızın “haydi öğle yemeklerimizi birlikte yiyelim” teklifine katıldığınızda siz koskoca mozarellalı, domatesli, turşulu italyan usulü bir sandviç yerken, arkadaşınızın iki ince dilim tost ekmeği arasında ince bir dilim kaşar peynirini öğle yemeği niyetine yediğini görmek, kendinizi son derece obur, ve dahi açgözlü hissettirebilir. Her neyse, bu Balkanlar ekibiyle bunları (yani ülkelerimizdeki öğle yemeği çeşitliliğini, ona ayrılan zamanı ve verilen önemi) konuştuktan sonra onları evime davet etmeye karar verdim.
Böyle uzun bir girişten sonra hemen giriyorum asıl meseleye.. Efendim, o gün bugündü, yani bu arkadaşları “a rich tea time”‘da evimde ağırladığım gün. Önceki gece, sabaha teslim etmemiz gereken ödevle uğraşırken bir yandan da misafirlerime yemekler hazırlamaya çalıştım. Hemen menüyü sayıp, bugün anlatacağım tarife direkt girişi yapıyorum. Menümüzde; annemin lahanalı pilavının tarafımdan geliştirilmiş versiyonu (öyle burun kıvırmayın lütfen, çok beğeni topladı, üstelik kimse lahanalı olduğunu anlamadı bile), içleri ve şekilleri farklı iki çeşit börek (bu da yufka paketinden tahmimden çok yufka çıkınca yapmak bulduğum bir çözümdü) (evet evet, Hollandada bildiğimiz Türk yufkası var), simit (evet Türk fırınlarında simit de var), meyveli kek, ve annemin pamuk prenses tatlısının yine tarafımdan geliştirilmiş hali, ve arkadaşlarımın getirdiği kek ve kurabiyeler.. İçecek olarak tabi ki çay ve de meyve suyu..
Bugün anlatmak istediğim tarif de annemin pamukprenses tatlısının pasta görünümlü olanı. Başlayalım.. Hemen ocağı yakıyoruz ve 6 yemek kaşığı (iyice dolduralım lütfen kaşığı) irmik (evet, Hollandada irmik de var) ve 4 yemek kaşığı şekeri karıştırıyoruz. Neden çünkü şimdi süt ekleyeceğiz, ve şeker eğer irmikle iyi karışmazsa irmik pürüzlü/pütürlü olabilir. Bu sefer blender da işe yaramaz, çünkü konsepte aykırı.. İyi karıştığında hemen soğuk sütü hızlıca ekleyip iyice karıştırıyoruz. Sürekli karıştırıyoruz, karıştırıyoruz, karıştırıyoruz. (Bu arada böreklerin içini hazırladım ben, siz de tezgahı falan temizleyebilirsiniz tek elinizle, maksat karıştırma hareketini sürekli yapa yapa Marx’ın bahsettiği yabancılaşma/alienation mertebesine erişmemek. Aynı anda hem karıştırıp hem tezgah silemem derseniz, şarkı söylemeyi deneyin, sesiniz kötüyse ve evde başka insanlar varsa pencerenin önüne koyduğunuz telefonun sesini dışarı vererek müzik dinleyebilirsiniz benim yaptığım gibi.)
Ha bu arada, tenceredeki, süt-şeker-irmik karışımı katılaşıp kaynamadan gerçekten yapmanız gereken bir şey var. Kakaolu petibör bisküvü paketini açmak ve kullanıma hazır hale getirmek. Bu arada eğer irmikler tencereye yapışmaya başlarsa, ocağı kısın, yada büyük gözden küçüğüne geçin. Mutfakta çözüm üreten insanlar olalım efendim, sorun değil. Evet sosyal mesaj kısmını da geçtik, bu arada puding-sel/katı-sıvı şey de kaynamış olmalı. Efendim, kaynamış diyorum ama “bu puding kıvamlı şey nasıl kaynar” demeyin. Kaynar efendim, tencerenin dibinden yüzeye doğru bir kabarcık patladığında anlayın ki kaynadı, çok beklemeden hemen ocağı kapatın ve buzdolabına doğru yönelin. Dolaptan kaptığınız tereyağından bir parça (mesela ceviz büyüklüğünde) kesip hemen tencereye atın ve eriyene kadar karıştırın. Hemen size bu işin mantığını söyleyelim, mutfakta mantıklı ve pratik olmak iyidir. Şimdi efendim, bu yağ pudingimize bir kayganlık veriyor ve buzdolabına girince üzerinde çatlaklar oluşmasını engelliyor. Yoksa, bu puding soğuyup daha da katılaşırken üzeri çatlak çatlak, çizgi çizgi olabilir, biz de “aa, bu ne biçim pasta” diyebiliriz.
Tereyağı da eridikten sonra, daha önceden hazırladığımız borcama (hmm, daha önce hazırlamadınız mı, hemen alttaki dolaptan kapıverin o zaman) pudingin 1/3ünü döküyoruz. İşte burada “gözkararı” dediğimiz müthiş nimet devreye giriyor. Ben bu nimetten pek nasiplenemeyen biri olarak tenceredeki puding yüksekliğini temel almayı tercih ediyorum:) Aslında tam olrak puding yüksekliği değil, çünkü tencere doluyken ne kadar derin oldugunu anlamak biraz zor olabilir, pudingin üst kısmından tencerenin kapağına kadar olan mesafeyi baz alıyorum desem daha mantıklı. (Allah’ım annem bu basit pamukprenses tarifini bu kadar kompleksleştirdiğimi görse üzüntüden, ama insanlara tarif verdiğimi farkedince de sevinçten ağlardı herhalde..)
Neyse, pudingi döktük, sonra üzerine kakaolu bisküvileri tek sıra boşluk bırakmadan yatay bir şekilde diziyoruz.Sonra yine puding, sonra yine bisküvi, sonra yine puding.. vee işte bitti..
Orijinal pamuk prenseste bisküvi yok.. Sadece pudingi borcama boşaltıp soğuyunca, ceviz, badem, fındık, hindistan cevizi, tarçın gibi şeylerle ya da yaş meyvelerle yada kuru meyvelerle süsleyip afiyetle yiyoruz. Arasına bu kakaolu bisküvileri koyunca daha artist bir tatlı oluyor. Bisküviler şişip kek gibi görünüyor, yiyenler pasta sanıyor. Bisküvü kakaolu olmak zorunda değil tabi, her türlü olur. İsterseniz ince bir kek parçası da kullanabilirsiniz. Yada dilimlenmiş meyveleri, özellikle muz, en alta koyup üzerine puding koyabilirsiniz. Soğuduktan sonra, buzdolabına koyup iyice soğutuyoruz. (Neden direk buzdolabına koymadığımızı da hemen açıklayalım. Efendim, sıcak bir şey, içi buz gibi olan buzdolabına girince (evet, siyaseten doğru bir tanımlama) zavallı buzdolabı o sıcak şeyi (bizim durumumuzda bisküvili pamukprenses) soğutmak için fazladan enerji harcamak zorunda kalıyor. Buzdolabı zaten bu dünyayı en çok kirleten, atmosfere en çok karbondioksit (monoksit değildir herhalde, yoksa çoktan gaz zehirlenmeleri yaşamış olurduk) salan teknoloji ürünlerinden biri. Bir de biz tuz-biber olmayalım.. Neyse, budolabında güzelce soğuduktan sonra istediğimiz gibi süsleyip masamıza götürüyoruz. Ben çikolata rendeleyip, üzerine hindistan cevizi serptim. Güzel göründü.. Muz dilimleri de şık durur. Eğer pudingin şekerini az koyarsanız, üzerini reçelle yada marmelatla süslersek de hoş görünür sanırım bu kış günlerinde..
Böyle işte, yine maksimum üçbuçuk satırda anlatılabilecek bir olayı, uzattım da uzattım. İsterseniz gevezeliğime, isterseniz siyaseten doğruculuğuma (political correctness), isterseniz de bir eğitim dönemini daha bitirmiş olmanın dayanılmaz hafifliğine verin. Yazasım geldi yazdım, okuyası gelen okur, deneyesi gelen de dener bu tarifi..
(Her zaman şu filimsinin üçüncü tekil şahıs aidiyet ekiyle kullanımı sinirimi bozmuştur. Yazasım, yazasın, yazası, yazasımız, yazasınız,yazasıları.. yok bence bu ancak birinci tekil şahıs formatında kullanılmalı, dğier formatlar tez elden yasaklanmalı..)
Gökten üç elma düşmüş, biri yazası gelene, biri okuyası gelene, en sulu ve lezzetli elma da deneyesi gelen ve deneyene.. O da almış elmayı rendeleyip pamuk prensesin tabanına koyup yeni bir tarz denemiş..
bugün 0, toplam 217 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- pamuk prenses pastası
- prenses pastası
- pamuk prenses pastaları
- prenses pastaları
- pamuk prenses pasta












