Pharmakon:hem zehirdir hem çare!

yazikarikaturYazılan her şeyi Platon üzerinden düşünmeden okuyamıyor olmak başlı başına bir sorun,geç de olsa anladım. ‘Pharmakon’ diyor Platon yazı için, hem zehir hem çare, yani zehir ve panzehirin birlikte bulunduğu bir canlı. Okuduğumuzda yavaştan giriyor kanımıza zehir, ilmek ilmek , bünyeyi altüst edip taşkınlıklara sebebiyet veriyor azar azar. Örneğin, ‘yaşamak yalnızca bir rüyadır diyerek’  Werther’in acısını içimize işliyor Goethe, V. Woolf  Orlando’da  kurduğu dengede bir aşağı bir yukarı sallandırıyor, Yakup Kadri  Hep O Şarkı diyerek önümüze serdiği kader çemberine bizleri de dahil ediyor, ya da Huxley Monalisa tebessümünü bizim dudaklarımıza da yapıştırıveriyor,  yazıyla. Yazı uyuşturucu etki yapan bir ilaca dönüşüyor, uyuşuyoruz, hissedemiyoruz, hislerimiz donuyor. Bir süre sonra boş bakıyoruz kelimelere ‘boşluğun da bir yoğunluğu vardır’ deyip yine de bir köşesinden sıyrılıveriyoruz. Çare arıyoruz, nesirle nazımla, bin bir teknikle çareler  üretmeye başlıyoruz, umutla korku arasında. Platon’un aynı zamanda  deva (remedy) diye nitelendirdiği  yazıyı okuyup bir ucundan yakalıyoruz doğrunun serkeşliğini, vicdanı, salt inancı, aşkı,  velhasıl bizatihi kendimizi…

Yani pek sevgili okur, nedir bu yazı denen illet, okumak nasıl bir tutkuya dönüşüyor bir süre sonra, neler yaptırıyor insana, nasıl sadece önümüzdeki karalanmış satırları okuyarak , feleğin çemberinden geçtiğini hissediyor çoğumuz? 

 Gün geliyor onca neşredilmiş, söylenmiş  sözün üzerine kalem oynattığınızda bir ağırlık gelip oturuyor ‘şuranıza’. ‘Vicdansız aklın canavarlaştığı’ na inancınız  yazınıza da sirayet ediyor, sıkı bir sorgudan geçiyor kaleme gelen düşünceleriniz. Ağzımızda eridiği gibi yazıda da erisin istiyoruz kelimeler  ama yazıya geçince kurallar da geliyor peşi sıra. Noktalar virgüller kullanınca katı bir düzen giriyor söylemlere, kelimeleri hapsediyoruz ya da bir son yazıyoruz hepsine. Samuel Beckett’a özeniyoruz arada bir, bitiremediğimiz cümleler için, üç noktalı  tavrını düzen karşıtı bir eylem olarak görüyor ve destekliyoruz , İrlandalı olmasını önemsiyoruz çünkü. 

Çoğu zaman bekliyoruz yazıyı. İçten içe bir kıpırdanma hissetsek de emin olamıyor, bekleyişin dibine su var mıdır umuduyla kovamızı sallandırıyoruz.  Godot’yu bekler gibi bekliyoruz, nereden neyin geleceğini bilmeden. Ancak, beklemek de  bekleyebilmek de umudun dışa vurumudur diyerek umutvar bir şarkı mırıldanabiliyoruz.

Kalemimiz  arada bir isyan etmek istiyor, yazılıp yazılıp silinen ya da çoktan yakılan  yazılar için yas tutup size küsebiliyor. Küstürmemek lazım kalemi, bize en son küsecek şey olmalıdır , belki öldüğümüzde… Zira, ‘kalem’ kutsalımızdır, elif kadar naif  ve hakikidir . Kalemi bilip o varsa yazı da olmalıdır diyerek bu kutsallığı yazıya aktarmaya yelteniyoruz her daim. Amaca araç tayin ediyoruz kalemi, oysa amaçlar bu kutsallığı lekeleyip kara kaplı kitaplar üretiyor önümüze deste deste. 

Kitapların arkalarındaki sayfalara hiç dokunamıyoruz, kitabı devam ettirsem nasıl olur diyerek birkaç cümle karalayınca zehrin dışa aktığını sezinliyoruz çünkü. Yahut ağzımızı açıp üzerine bir iki cümle söyleyince dilimizin burulduğunu hissedebiliyoruz. 

Duyduklarımızdan ya da okuduklarımızdan çok farklı anlamlar çıkarabiliyoruz, esasen herkesin muhasebesi farklı olabilir diyor, çıkardığımız  bazen saçma ama masumane anlamlara içten içe inanıyoruz, istiyoruz bunu. Biz fark etmesek de o zehri akıtıyor yazı, inceden inceye ya da zehri içimizde yeşertiyoruz daha dokunmadan kelimelere… 

Bir daktilo alsam şu klavyeyi kırsam atsam, birine bir mektup yazsam, kaderci bir yalnızlığa boyun eğsem artık, gözlerimin görmediğine inandırsam kendimi, düşsel bir gerçeklik yaşasam her an, biraz kendim olsam, kafesteki kuşla yer değiştirmeden. Sen kimsin sorusuna kurallı birkaç cümle döküversem belki rahatlarım diyerek son cümlemizi kurmaya meylediyor kalemimiz; 

Tanrım, sakinliğin, sakin kafayla ilişkisini bir anlasam, bir anlasam..!

Bu yazı persephone tarafından yazıldı;

persephone – yayınlanmış 36 yazısı bulunmaktadır.

Tüm Yazıları

.

bugün 0, toplam 87 defa okundu...

Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar

Dünya Alem Duysun Bunu ;

Bunu okuyan bunları haydi haydi okur:

  • ayasophia :

    çooook eskilerden bir metafor vardır: kendi kuyruğunu yiyen yılan. o yılanın kaderidir kaderimiz. yazsak, tükeniyoruz; yazmasak olmaz…

  • ayine :

    ‘yazmasak tükeniyoruz, yazsak tüketiyoruz’ mu sanki!

  • herangibiri :

    sakinlik bir sabır işi değil mi?
    sakinkafa olmak bir sabır işçisi olmak değil mi?

    vicdansız aklın canavarlaşmasına müsade etmek, vicdanı bir kenara koyarak da bakan bir aklın tutkusundan uzak durmamak mıdır?
    hangi vicdan, yazının tutkusuna dayanabilir?
    hangi insafsız akıl?

    kalbimizi delip geçen ama dökemediğimiz kanları-yani cümleleri- vicdanımın süzgecinden geçiriyorum.
    akıl ise, vicdani yazgımızın tatlı bir canavarı!!

  • hybrid :

    yazmanın tadı bir kere alınınca, uyuşturucu gibi bağımlı olunuyor doğru. insan ancak bir katkıda bulunmadığını düşününce biter,farklı şeyler söyleyebilme kaygısı bitince geçer.

  • ayasophia :

    o değil de, bizim bu felsefi “sakin kafa” kavramı oluşturma geyiklerimize kavramın kendi sahibi sevgili Sakin Kafa ne der acaba :)))

  • persephone :

    Sakin Kafa sakinliğini korurken:) bir iki cümlenin belini bükeyim dedim yine, şöyle ki,

    “kendi kuyruğumuzu ısırıyor, ısırdığımızı kusuyoruz, bunun adı yazı oluyor, şiir oluyor..ama yine de ‘acı’yoruz ısırırken, acıyı hissediyoruz çünkü darmadağın edilmiş vicdanımızın farkına varıyoruz acıyı her tattığımızda.Yine de kuyruğu ısırdıkça kuyruktan uzadığımızı unutuyoruz. yani kocaman bir kısır döngüde seyrediyoruz. ” durum bundan ibaret, a dostlar!

  • fıstıkçışahap :

    “yazmadım yazdırıldı” deyip kendini aradan çekebilene değin fenadan imdat çığlıklarımız,işaret fişeklerimiz diğer fanilere, yazdıklarımız… ne ki “Ben batan şeyleri sevmem!” (En’am,76)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>



Sakinkafa Motto ServisiSakinkafa TVPopüler Kültürden İkonlarAnca LafÇocuklardan Radikal SorularBomba EsprilerimZamana İsyan Eden ŞarkılarZamanın İsyan Ettiği ŞarkılarMıymıyın Tırişkadan Tantanalarıekşi gözlük
sohbet muhabbet
  • zehra: 8\a canımız 7\a çorabımız
  • bahar: 6-A hamama lifte bizden bedava……..
  • Caner: Merhaba, Bir iletişim formu bulamadığım için burdan yazıyorum, sitenizde virüs var...
  • aHMET: kardesım eline saglık. biri allah rızası icin su kolu ya da klavyeyi iki kisilik...
  • misican: Ben 18.doğum günümü hatırlamıyorum ama : ”Kaç kurtar ruhunu yalnızlıkla(yalnızlık...
  • mor paspas: hoşgeldiniz sevgili dohoda. çok ilginç bir adınız var. “arabanın açık camında...
  • dohoda: Merhabalar, Sitenize bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine yeni üye oldum. Gördüm ki; yazı...
  • yulimeka: doğum gününüz kutlu olmuştur inşallah ;) videoyu gayet güzel eklemişsiniz de ben ufak...
  • faith no more: Öncelikle arabanın açık olan camından, ay rüzgar çarpacak şimdi diyerek huzursuz...
  • mor paspas: doğum günün kutlu olsun. 6 mayısta doğanların da doğum günü kutlu mutlu olsun.
  • mor paspas: bahar gelir, hoş gelir. siteye uzun süredir girmediğimin ben de farkına vardım. bahar...
  • ayasophia: Doğum günün kutlu olsun! Güzel yaşa… 18. doğumgünümde evde misafirler vardı....
  • Miss Luna: Sandalyeler, burada iki binanın arasına koyulmasıyla şunu ifade ediyor olmalı; burada...
  • cesur: alpaçino başlı başına mukemel bı aktordur çızgısınden ödun vermemiş hiç penbe dızide...
  • Cengiz: Arkadaşlar öncelikle paylaşım için teşekkürler. Programın Windows7 altyapısının...