Plajda Felsefe Yapmak

thinker1Geçenlerde, Ağva’da uzun bir aradan sonra plajda uzanıp güneşlenme ve denizde yüzüyormuş gibi yapma imkânı buldum. Çocukluğumdan beridir, ne zaman yüzme aktivitesini öğretmeye kalksalar, beceremeyeceğimi farkedip vazgeçiyordum. O nedenle de denizde genelde yüzme numarası yapıyorum. Fakat, Ağva’da girdiğimiz deniz uzun bir süre bel seviyesinden yukarı çıkmadığı için diz üstünde emeklemek zor bir hadise, öğrenmiş oldum. Plajda gözlüklerim olmadan, dolayısı ile de herkesi bulanık görerekten yattığım sırada, masmavi gökyüzünün orta yerinde parıldayan güneşin bedenimi ısıtması da ayrı bir hadise. Halbuki ben “bronzlaşma” hadisesine, bronzun ağır bir metal olması hasebiyle karşıyımdır (bu espriyi Nohut’un bomba esprilerine katalım bence). Esasen ben denize girmeyi aklımdan bile geçirmemiştim oraya giderken. Arkadaşlar beni, piknik kısmı ile ikna etmişlerdi. Oraya gidince, bir anda “çarşısı nerededir buranın? hemen gidip havlu, şort, terlik triosu edineyim” deyiverdim. Plajda felsefe yapmak da, işbu nedenle ani bir karar oldu.

Küçükken ailecek tatile çıkardık güneylerde bir yerlere. Kayserili her ailenin klasik tatil mekanı Mersin, ardından – o zamanlar için klasik değildi hala- Alanya, son trendler Marmaris ve Bodrum… Nihayet abimin İzmir’de çalışmaya başladığı sıralarda, yine ailecek sayılabilecek şekilde Kuşadası. Tabi eskiden her yaz çıkılabilirdi tatile, sonra zamanla tek başıma tatile çıkma gibi alternatifler geliştirdim. Bir de artık aileden uzakta yaşanıyorsa, en iyi tatilin onların yanında olduğu gerçeğiyle yüzleştim. Küçükken de gördüğüm şekilde plajda güneşlenmenin en net tanımının “boş vakit bolluğu” olabileceğini düşünüyorum. Zira, sadece günübirlik bir Ağva gezisinde bile, finallerin ortasına denk gelmeleri canımı sıkmışken, hayatımda o kadar uzun süre “yaz tatili” edinemeyeceğimi düşünürken artık, “güneşlenmek” bol keseden vakit öldürmek gibi gelir oldu.

Felsefeye mahal verecek olay aslında şöyle gelişti: Finallerinden sıkılmış bir son sınıf üniversite öğrencisi edasıyla, dayandım kütüphanenin kapısına. Beni derslerden uzak tutacak, gündelik işlerimi bir nevi öteleyecek bir şeyler okumalıyım, diye düşünüyordum. Neyse ki imdadıma, cânım felsefe kitapları yetişti. Nietzsche’den tutun, Deleuze’e kadar… Freud’un sanat ve edebiyat üzerine yazılarından tutun, Foucault’nun toplum üzerine ders notlarına kadar. (Bu isimleri zikredince bir şey olmuyormuş ayrıca onu anladım. [yazar burada kendisine karşı gelecek "entel" suçlamasına bir nevi kalkan üretme noktası koyuyor]) Umudum, karanlık bir kuytuda kitap okuyup, derslere de kararınca çalışıp, şu son final dönemimi hayırlısıyla atlatmaktı. Ta ki, Ağva kaçamağı teklifini alana kadar.

O kaçamaktan evvel okumaya başladığım için olsa gerek, plajda güneşlenirken, sürekli kafamda kavramlar dönüp durmaya başladı. Zaten gözlüksüzken bulanıklaşan görüntüler iyiden iyiye “imge” halini aldı. Mavi gökyüzünde efelik taslayan güneş (sıkıysa kara bulutların arasından göstersin iktidarını!) sanki aydınlatıyordu ortalığı. Bense, aydınlanma fikrini orasından burasından yarıp geçen felsefecilerle oturup muhabbet ediyordum sanki. Bu sırada yanımdaki arkadaşa, “Modern olmamakla suçlanan pek çok toplum düzeni aslında bir bakıma modernite eleştirisi yapan felsefecileri haklı çıkarıyorlar, üstelik modern-dışı bilinen düzenler, o felsefecilerle aynı safta bile yer alabilirler” deyiverdim. Halimi anlamış olmalı ki, dinlemeyi kabul etti. Sonra konuşmalarımın arasından ağzımdan çıkıveren “Hoca beni bırakmasa da (genelde hoca bırakır, öğrenci kalmaz) dersleri geçsem ve okul bir an önce bitse” gibi sayıklamaları bile müsamaha ile karşıladı.

Haşamaya daha çok yaklaşan şortumla (Plajda herkes mayo, bikini takılıyorken ben haşama giysem ne yazar? Bunu Ahmet Hakan’dan öğrendim, eki eki) plajda az biraz futbol oynayana ve kumdan kale yapmaya kadar geçen sürede, etraftaki insanlar ara ara acayip şekilde bana bakıyorlardı (gözümden kaçmadı, sizler de anladınız sıyırmaya yaklaştığımı). Sonra felsefenin “sıcak denizlere” inmemesi gereken bir şey olduğunu hatırladım. Plajda güneşlenirken, Dostoyevski okuyan da görmemiştim. Ruslar zaten sıcak denizlere inemiyorlar efendim (Bu yazıdan Nohut’a güzel malzeme çıktı). En güzeli, can sıkıntısına iyi gelecek ve güneş altında “bronzlaşma” anlamsızlığını biraz olsun dağıtacak şekilde polisiye roman okunmalı. Ahmet Ümit okumayın lakin. Dan Brown okuyup, biraz bilimsel soslu polisiye hoş olabilir. Ben çok küçükken, plajda “Temel’den 1001 Fıkra” diye bir kitap okumuştum. O da bir seçenek.

Not: Fotoğrafta iyi seçilemeyebilir, lakin internette birisi, meşhur “Düşünen Adam” heykelimize IPod sıkıştırmış. Yazıya çok uydu kanımca.



İlginizi çekebilecek başka yazılar

  1. Ölmeden önce yapmak istediğim birkaç şey
  2. Age Of Empires’ta Rush Yapmak
  3. Şu an ne yapmak istiyorsun?

“Plajda Felsefe Yapmak” için 7 yorum. Var mı arttıran?

  1. persephone | 16 Haz 09 (18:11)

    Denizde sırt üstü yatıp kapalı gözlerle kendini dalgalara teslim etmek..işte işin felsefesi budur benim için…Tabi gözler açıldığında çok fazla açılmamışsam ve aynaya baktığımda güneşten böcük gibi olduğumu görüp çığlık atmamışsam:)

    Not:Bir gün bile olsa,tatil fikri süpermiş!..Finalleri hiç bitmeyecekmiş gibi olanlar için:(

  2. herangibiri | 16 Haz 09 (21:02)

    bense Descartes ile Christina arasında geçen hikayeyi hatırladım..zavallı descartes kraliçeye felsefe dersleri verirken,majesteleri ise bir yandan yatıyor diğer yandan üzerindeki pireleri kovalıyor..

    ağlasam mı gülsem mi?

  3. persephone | 16 Haz 09 (22:16)

    Stockholm’de bir gece vakti…
    “Neyin var Descartes! ”
    “Düşünüyorum, öyleyse…”
    “Evet. Öyleyse!..”
    “Hiç…”

  4. AmaTT | 16 Haz 09 (23:35)

    Aslında haklısın felsefe sıcak denizlere inmemeli, ama inincede sonunu getirmeli :).

  5. faith no more | 17 Haz 09 (8:48)

    Bak güzel kardeşim, plajda demet akalın, serdar ortaç şarkılarından fon müziği eşliğinde boş boş denize bakmadıysan, plajın verdiği coşku ile ağzından akşam bara gidelim iyice tepinelim yerine modern,felsefe, düzen gibi kelimeler çıkıyor ve halihazırda hala inadına düşündüklerine mana katmaya çalışıyorsan alenen entel olmuşsun, hadi geçmiş olsun.

  6. ayasophia hayranı | 20 Haz 09 (21:27)

    ” Sonra felsefenin “sıcak denizlere” inmemesi gereken bir şey olduğunu hatırladım. Plajda güneşlenirken, Dostoyevski okuyan da görmemiştim. Ruslar zaten sıcak denizlere inemiyorlar efendim ”

    Helal olsun ne diyeyim nasıl bir bağlantı kurabilme yeteneğidir bu . . . :/

  7. mor paspas | 21 Haz 09 (11:33)

    faith no more arkadaşımıza katılıyorum.
    plajda ‘off off kömür gibi yanıyorum’ diye şarkılar söylenir. arabalar pati çektirilerek sürülür, camlar açılır, müzik herkese duyrulur. ‘bas gaza yavrum bas gaza’

    plajların felsefeye alerjisi vardır. içinde barındıramaz hapşırır durur. kumsalda kitap okumak sınırlıdır. barbara cartland okuyabilirsin en fazla. ama o kitap da hiç bitmeden tüm yaz okunur ucundan köşesinden.

    eğer bunların dışında bişiler yapmaya kalkarsanız sevgili aya gibi ‘yazık başına güneş geçmiş’ derler öyle bakarlar…

Yorum yazmaca