Andy Warhol,  MarilynŞimdi bu kadın güzel mi? Bence değil. Zira sarışınları sevmem (böyle de çok üstten bakış oldu, tekrar deneyelim). Mariyln Monroe’yu bu kadar “güzel” yapan nedir? Gerçekten sarı olmayan saçları mı? Bence değil. Zira sarı saçlar bir kadını genelde “yapay” hale getiriyor. Doğuştan sarı saçlılar müstesna. Erkeğin kadını böylesine hunharca eleştirmesi beni rahatsız etse de, içimden gelmeye gelmeye bu popüler kültür ikonunu yazacağım. Aslında benden çok önce, Andy Warhol isimli zeki adam (dahi değil, çok zeki) Marilyn Monroe’nun meşhur vesikalık gibi olan fotoğrafını alıp, kanvasın üzerine ardı ardına boyayla tekrarlamış. Adeta bir fotokopi etkisi yapmış. Böylece, bir yanında renkli, diğer yanında siyah beyaz olan bu fotoğraflardan bir “tükenme” hâli kotarmış. Evet, bazen böyle sık ve özensizce tekrarlayınca, bu tip ikonlar kayboluyorlar.

Aslında bu durum postmodernizm denilen şeyin de iç yüzünü oluşturuyor. İnsanlar bir şeyi hemen tüketiyorlar tabi; fakat bir anlamda tüketilen şeyin doğası da buna elverişli oluyor. Saman alevi tabiri tam da bunun için önemli. Televizyon starlarını dikkate aldığımızda, çok kısa sürede büyük bir şöhrete erişip, kısa zaman sonra tükendiklerini görebiliyoruz. Bu kısır döngü aşılmaz değil; zira postmodern dönemde ortaya çıkan ve sanki o eski çağlardan geliyormuş kalıcılığında bizleri büyüleyen sanatçılar da çok. Burada asıl sorunun, bir anda şöhrete ermekle ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Kısa yoldan köşeyi dönme fırsatçılığına hepimiz düşüyoruz zaman zaman. Bu noktada feda ettiğimiz “gerçekliği” ve “kök salma” eğilimini es geçiyoruz.

Bunda biraz eleştiri imkânı tanımamak da etkili sanıyorum. Popüler kültür dediğimiz şey, toplumun eleştirel bakışını es geçip onun doğrudan “arzu” mekanizmalarına hitap etmekle ilgili. Çünkü ancak bu sayede, yığınla üretilen metayı, aynı hızla tüketmek mümkün olabilecek. Henry Ford’un seri üretimle piyasaya sunduğu Ford otomobillerinin, bir süre sonra patron tarafından işçilere satılması da bu patlamanın ilk ayağını teşkil eder. Öyle ki, bir süre sonra şehrin her yerinde o siyah, kutu gibi araçlar dolaşmaya başlar. Bu cazibeye kimse hayır diyemeyecektir zamanla. Toplumsal bir baskı oluşturmanın yöntemi de onu herkese satmaktan geçer.

Tekrar Marilyn Monroe’ya dönersek, bu kadının güzelliğini toplumda kayıtsız şartsız kabul ettirmenin yolu, onu önce JF Kennedy isimli ABD Başkanı’nın “gizli aşkı” ilan etmekten geçiyordu. Ardından onu “şuh kadın” imajı ile pazarlamak lazımdı. Zira tarih 1960′lardı ve feminizm “güçlü kadın” imgesini oluşturma gayretindeyken, o elde edilmek için uğraşılan kadın tersten yaklaşıyordu konuya. Feminizme en büyük ihaneti, Marilyn Monroe’nun çıkışı yapıyordu aslında: Korkmayın ey erkekler, sizin “güçlü” duruşunuza baygın bakışlarla karşılık verecek kadınlar hala buradalar ve “çok meşhurlar”!

Andy Warhol’un resmini koydum yukarıya. O resimdeki harikulade taraf, gerçekteki fotoğrafın dikkat ettiği o ayrıntıları tek renkle geçiştirmesidir. Çağın “özensizliği” ancak bu kadar net ifade edilebilir. Diğer yandan o fotoğrafın değişik renklerdeki sunumu da, bu çeşitlilik içindeki “aynılık” meselesine vurgu yapıyor. Yani bu ikon/tanrıça aslında insanlara “homojen” bir varoluş sunuyor. Belki de bu nedenle popüler kültürün insanı köleleştiren bir süreç olduğunun altını çiziyor bazı filozoflar. Ve kanımca, terör kadar etkili bir yöntem bu yozlaşma meselesi. Gerçekle oynayıp insanın duygularını sürekli tetikte bırakmak, en hafifinden manipülasyon, en adil şekliyle ise propaganda. Yani popüler kültür, zamanında ideolojilerin yaptığı propagandadan azını yapmıyor.



İlginizi çekebilecek başka yazılar

İlgili yazı yokmuş


“Popüler Kültürden İkonlar 3: Mariyln Monroe” için 3 yorum. Var mı arttıran?

  1. parlak gozler | 26 Eyl 09 (0:30)

    Bendeniz Mariyln Monroe fanıyımdır : )
    İdolüm desem abartmam acıkcası :)

    Acıkcası yalın bı kafam var, anlayamadım dıyebılırm cok rahtlıkla :)
    Yada 3570 İnglizce kelime yazınca deftere, aklım da stop’ta durmuş olablır blmıorm sadece Marilyn’i görünce heyecan doruga ulastı :)

  2. persephone | 27 Eyl 09 (15:33)

    Marilyn Monroe’yu bizdeki bir zamanların ‘benli belkıs’ imgesine benzetirim hep, üst kademeye(!) yolu düşmüş biri olarak:))

  3. maya lilithowsky | 28 Eyl 09 (16:30)

    Dünya çapında şöhret olma kavramı piyasada evet ama olmak bu kadar kolay değil zira en basidinden facebook yok, youtube yok :):) Yani deniz ötesine gidebilmeniz için bir şekilde bir çıkışınızın olması gerekiyor. MM de kadın ikon olmak için çağının şartlarına sahip, tipi zamanın üzerinde, hem onu içeriyor, hem de anlık standartların dışında, saç boyamak gibi bir kavramın sıradan insanın hayatında çok fazla olmadığı bir dönem ayrıca, zamanlaması doğru, sanat malzemesi ve adından söz ettirmeyi de biliyor “gece üzerimde sadece chanel no:5 olur” lafı mesela (tabi doğruysa). Ayrıca JFKnın sevgilisi olması durumu, diğer aşkları ve belki de en önemlisi “hem seksi, hem masum, hem kırılgan, hem de tuttuğunu koparan” imajı doğal olarak bugün belki kimsenin pek umursamadığı bir oyuncu olabilecekken döneminin şartları sayesinde onu ikon haline getiriyor.

    Güzelliğini sorgulamaksa zor, çünkü kriterler çok oynak. Bana göre mi ? Günümüz şartlarına, kıstaslarına göre mi ? Genel güzellik kıstaslarına göre mi ? Bir oyuncuya göre mi ? Bir ikona göre mi ?….
    Bana göre güzel dudakları ve harika bir gülüşü var, güzel diyebilirim. Günümüze göre fazla şansı olmayabilir. Genel standartlara göre ortalamanın elbette üstünde. Bir oyuncu(artist/stara göre iyi. İkon olarak ise, onların güzelliği sorgulanmaz zaten :) Zamanında bir ad ve imaj sahibi olmuşlardır, neredeyse sallanmaz bir tahtları olur ve bu tahtın hükümranlığında güzel/çirkin geçerli kelimeler değillerdir.

Yorum yazmaca