Yeni albüm çıkarmış canımın içi. Beyaz gömlek, koyu kravat ve koyu yelek giymiş. Pis sakalı ve gözlükleri ruhumu okşuyor adeta. O kadar heyecanlı ki her söze şarkılarından bir dize, olmadı bir beyitle cevap veriyor. Atasözü bilmiş yeni şarkılarının sözlerini.
İnsanlar onu 90lardan hatırlıyor. O zaman çok harika bir slow-pop şarkı patlatmış. Ne zaman şarkıya durmak istese, stüdyodaki konuklarımız o şarkıyı söylemesini istiyor. O ise yeni şarkılarını halka duyurmanın çabası ve heyecanı içersinde. Stüdyodaki konukları yönlendirmek üzre programın sunucusu ortaya atlıyor ve yeni şarkılarının da çok güzel olduğunu anlatmaya çalışıyor. Sonra rejimize dönüp 4 numaralı şarkıyı çalmasını işaret ediyor başparmağını kapatarak.
Ooohh, şarkı boyunca tekrarlanacak 2 saniyelik vurmalı ritim giriyor. Şarkıcımız bu heyecana konuklar da dahil olsun istiyor ve nakaratın bir kaç tekrarından sonra, stüdyodaki konuklara bırakıyor bazı kısımları “Repeat after me” diyen bir ingilizce hocası edasıyla… Konuklar iyi niyetli, öğrenmeye çalışıyorlar, eşlik etmek istiyorlar, program sunucusuna dönüyor bazen kamera, o da mırıldanmaya çalışıyor şarkıyı. İyi niyetli ama dudak hareketleriyle şarkı sözleri bir türlü uyuşmuyor.
Şarkı bittikten sonra sunucumuz övgüler yağdırıyor şarkıcımıza: Harika bir çalışma olmuş. Gururla karşılık veriyor şarkıcımız “1 hafta stüdyoya kapandık arkadaşlarla”. Yapımcısına da saygı dolu bir teşekkürü gönderiyor tabiki şarkıcımız. Stüdyodaki konuklar olanca saflıklarıyla o 90larda patlayan şarkısını söylemesini istiyorlar şarkıcının. Artık daha fazla kırmak istemiyor konukları. Bir kaç dize mırıldanıyor. Herkes eşlik ediyor. Yeni şarkılarının önüne geçeceği korkusuyla devam etmiyor şarkıya ama stüdyodaki konuklar sanki aylardır bu şarkıyı çalışıyormuşçasına tek yürek oluyorlar ve devam ediyorlar… Artık durdurulamaz bir sürece giriliyor. Şarkıcımız da ayağa kalkıyor, stüdyodaki orkestra kendilerine de bir iş düşmesinden dolayı seviniyor ve memnuniyetle şarkıya eşlik etmeye başlıyor. Onlar da hep bu anı beklemiş gibi duygulanıyorlar ve en içten duygularıyla dokunuyorlar enstrümanlarına.
Şarkıcı da kendinen geçiyor, kendini buluyor bu şarkıyla. Program sunucusunun gözünden bir damla yaş süzülüyor, belki gençlik aşkını hatırlatıyor bu şarkı ona. Stüdyo tek yürek…
Bu programdan tam bir sene sonra yeni albümüyle geliyor pis sakallı şarkıcı yine aynı programa. Yepyeni şarkıları var, bir hafta stüdyoya kapanmışlar ekibiyle. Stüdyodaki konukların hepsi başka insanlar bu sefer, ama toplandıklarında yine aynı topluluk olmuşlar. Şarkıcıdan 90lardaki efsane şarkısı isteniyor. Pis sakal baş ve serçe parmaklarını kapatıyor. Üçüncü şarkıyı çalıyor reji yeni albümden…
bugün 0, toplam 0 defa okundu...













şu cümle çok güzel: “Stüdyodaki konukların hepsi başka insanlar bu sefer, ama toplandıklarında yine aynı topluluk olmuşlar.”
böyle bir edebiyat kokuyor :)
yazı şimdiye kadar sitede okuduğum en akıcı yazı. sonuna kadar okutuyor kendini, merak ettiriyor “kimdir bu sanatçı” diye.
sonunu merak ettirmesi ve tekrarlanan cümleleri ile, Ali Ural’ın “Matador” isimli hikayesini hatırlattı.
e tamam da, kimki bu ki?
çok güzel olmuş:) çok beğendim:)
@ayine;aya
teşekkür ederim :)
@ayine;floridian
kim olduğunu ben de bilmiyorum ki. böyle olan bir sürü adam ve kadın yok mu.
adini biz koyacaksak, ben okurken hakan peker’i dusunmustum. her ne kadar slov sarkiyla anilmasa da daima eski sarkilarinin ekmegini yiyen biridir malum… abisi de olabilirdi bak. zafer peker… ama o da birakti gerci kaset yapmayi.
ben de burak kut diye geçirdim içimden. bebeğimdin gibi bi şarkısı vardı slov.güzeldi.