Rahatlama araçlarını yazmaya başlayalı iki gün oldu; demem o ki ne kadar gün geçerse geçsin değişmeyen bir şeyi yaşadığımızı fark ettim. Her an her dakika; yüz yüze telefon denen illette ve bilcümle sanal alemde tekrarlanan bir açıktan bahsedeceğim. Buna bir handikap da diyebiliriz. Aslında bu rahatlama aracı en acıtıcı.
En acıtısı işte görüşemeyeceğini bile bile istenmediğinden emin olduğunu bile bile “görüşelim yakıştırması”. Burada biraz duralım; tabi sahici olanları da tenzih edelim. Ne var ki onlar da “bugün görüşelim ya” deseler, yani bu lafızda ve yazıda aynen böyle geçse, ne yazık ki onlarda bile bazı engellerden dolayı yarına ertelenme riski artabiliyor. Haksız da olabilirim belki bu konuda o zaman bu iki örnek dışında kalan ihtimalleri hiç söz konusu etmeyelim bile! Ne de olsa onlar kendilerini biliyor; bugünün işinin yarına bırakılmayacağı gibi…
Neyse efendim sanırım bu enteresan ve bir o kadar da ilginç rahatlama aracını biraz daha yakından tanırsak… Esasen bu çok karışık duygularla örülü bir sistemin savunucu konumunda adeta! Dediğim gibi her an ağza sakız olmuş gibi; ‘her mesaj zırıltısının ve her telefon vırıltısının sonunda(!)’ ve bil umum msn vs. yazışmalarında istatistik olarak ölçülse; bu durumun gerçekten vahim olduğu görülür: ‘görüşelim tamam mı- görüşürüz ya- görüşmek üzere!’ Ha bi de ‘öptüm’ü vardır…(Ne diyeceğimi bilmiyorum!)
Ne ise fazla uzatmadan, bu muallaklığı bir kenara bırakarak , şimdi biraz düşünerek ve üzülerek şundan da bahsetmeden olmaz: Bu da enteresan bir durumdur; evde özelliği ne olursa olsun bir tel çalar ve ‘pişman olmamak için açmak’ durumunda kalırsınız(!) “Hı hı-ya-tamam” filan der geçinirsiniz… Bunu hiç mi yapmadık? “Ne acı ki bana da yapıldı! Hem de hiç umamadığımdan(!)” Aynen böyle de dersiniz:)
Buradaki özne ister otobüsteki vatandaş olsun ister iş görüşmesi sonucu bekleyen kardeş; her iki konumdaki insan da bir şekilde böyle bir dakika yaşadığında ne mi yapar? Boynunu büker sesini çıkarmaz; pişman olmamaya tercih ettiği samimiyetsizliği yapan kişi de gün olur başına gelince anlar! Sanırım bunu da daha fazla açmaya gerek yok; zira ata sözü bir kez daha haklı çıkar, komşunun başına gelir…
Hızlı hızlı üçüncüye geçelim. Bunu yeni keşfettim adı yok bunun yani bir çeşit edebiyat yapma durumu da diyebiliriz. Velakin yapmak zorunda kalma durumu. Buna da en iyi, genelden özele doğru gidersek, suskun kalabalıklar kitlesi maruz kalır bazen. Mesela ‘tv’ler karşısında biz, mesela bazı yazı toplulukları karşısında biz… Valla bir özeleştiri olarak bazen böyle yapmak zorunda kalmıyor muyuz:) Evet şakayla karışık durumlarınız da eğer böyle bir şey yaşarsanız, lütfen şikayetlerinizi içinize atmayın efendim, zira onun rahatlama olarak bir araçla dışarı atılması en sahihidir!
Başka bir taneye de geçmeden evvel, bu bahsetmiş olduğum ve anlamını size bıraktığım durum için, ölçü sizin hisleriniz… İlk hislerinizin sizi doğruyu ileteceğine dair tam güvenceyle dördüncüye geçelim: Haydi eller kapıya!
Bu ise hayatımızın her alanını süsleyen ve olmazsa olmaz saydıklarımızdan… Bir evin girdisi çıktısı mahiyetinde… Bu mahiyetteki nesne üzerinden oynanan oyun… Yani ‘kapı’ tarih boyunca- varolduğundan beri hiç bizim zamanımızdaki kadar incinmemiş ve kırılmamıştı: Adam kızar kapıyı çarpar; rahatlar(!) Öğrenci kızar; kapıyı gümler, arkasındakileri- arkasından bakakalanları hiçe sayar-rahatsız eder! Ne bileyim işte canım hep öfkeyle çarpılan kapılar bana hüzünlü gelmiştir; ne günahı vardır savunmasız biçarelerin…
Doğru ya odanızın kapısını aniden çalan ya da en iyi işinizi yaptığınıza kaniyken “paat diye açılıveren bir kapı” durumuna düşen mekanınızda siz… Ve yine bunun fail-i meçhul şahsı arasında geçen enteresan bir titreşim başlar: “Acaba kapatacak mı /Acaba kapatsam mı?; Yaa kapatır evet! /Kapatıcam kapatıcam tabiî ki de…”
Tabiî kapandı tamam; fakat kapı öyle ve ya böyle bir duyguyla değil! Yeminle diyemem ama nedense arkasında bir his bırakarak kapanır bu kapı ve bu his çok gıcıktır! Meçhul fail niye duygularında da meçhul değildir de sinir bir hisle hareket eder? İçimi sıkar bazen bu andan sonra o işe koyulmak…
Son olarak bu böyledir illa demiyoruz; lafımız bu bedava rahatlatıcı araçları pervasızca kullanan ve bu araçların etkilerine ise son derece bilinçli maruz kalanlara…
Nedense hayat daha candan yani bir beşer gibi konuşmuyor etmiyor lakin tarafsız canlılığı ama bazen bir sokak arasında oynayan çocukların dilinden akıyor ama bazen hiç bir araç kabul etmeden çıplak bir şekilde içimizde kol geziyor… Yani ki hayat bir şekilde akıp giderken insanlar bu akışta dengeleniyor. Ve fakat bu hırstan arınamamış dengelenme bir araç üzerinden mi yaşanmalı yoksa öyle kendiliğinden sade doğal ve vicdanlı mı?
bugün 0, toplam 3 defa okundu...












