Büyük teyzemin büyük ısrarları sonucunda İstanbul’dan kalkıp Edirne’ye gittik. İyiki de ısrar etmiş kesinlikle görünmeye ve yaşamaya değer illerimizden biri, Edirne.. Ama size tavsiyem gittiğinizde yanınızda Sanat Tarihi Profösörü de götürün :)
İlk günümüzü evi temizlemek ve örümcekleri kovalamakla geçti. Akşama doğru beni evden kovdular ‘ayak altında geziniyorum’ diye :) İlk kez bunu dediklerine mutlu olmustum, 3 yaşındaki minik Eda’yı da alıp cıktım evden. Edirne’nin sokaklarında gezmek insana huzur veriyor resmen. Bir de ağzınızda eriyen, Edirne’nin meşhur bademezmesi varsa..
Edacık su delisi :) su demeyi de bilmiyor, suyun adı kendi dünyasında ‘döç’ :)
Sanırım şans bu ki Edirne’de adım başı döçlü heykeller dolu :) O yüzden fazla gezemedik bir adıma karşılık beş adım geri dönüp suyla oynadı döç perisi..
Ertesi gün teyzemin koluna girip başladık Edirne’yi fetih etmeye..Selimiye Camii’sin de lalenin neden ters olduğunun hikayesini öğrendim. Rivayete göre Selimiye Camiisinin olduğu yer bir lale bahçesiymiş,bahçenin sahipleride yaşlı huysuz bir çiftmiş. Mimar Sinan bu şaheserini yapmak için en uygun orayı görmüş,ama bir türlü yaşlı çifti ikna edememiş. Mimar Sinan büyük çabaları sonucunda yaşlı çifti ikna etmeyi başarmış ve şaheserini meydana getirmiş.
Ama malesef bugün ters lale yok olmakta..
Ayrıca Edirne Darüşşifasını da gezdik. Acayip bir şekilde keyif veren bir yer.
“Darüşşifa: Hastane üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, poliklinikler (göz mütehassısı, cerrah, nöbetçi odaları), kiler, özel diyet mutfağı, bekçi odaları, akıl hastaları tecrit odası, ilaç olarak kullanılan şurupların pişirildiği mutfak ve personel odaları bulunmaktadır.
İkinci bölümde 4 oda ve 2 sofa bulunmaktadır. Odalardan ikisi ilaç deposu ve eczane olarak, diğer ikisi de üst düzey personelin kullanımına tahsis edilmiş.
Üçüncü bölüm yataklı kısımdır. Bu bölüm 6 kışlık oda ile 5 açık sofadan oluşmaktadır. Sofalardan 4′ü yazlık yatak odası biri de musiki sahnesidir. Odalar ve sahne büyük ve yüksek bir kubbeyle örtülü şadırvanlı bir salon etrafında çevrelenmiştir. Odaların dış bahçeye, iç salona açılan pencereleri vardır. “
(Tam anlamıyla bilgi verebilmek amacıyla darüşşifanın sitesinden ekledim. )
Darüşşifa, küçük odalardan oluşmaktadır.Bu küçük odacıklara girdiğinizde gerçek sandığınız mankenler var. Dersler canlandırılmıs bir şekilde gözünüzün önünde duruyor ve dersliklerin dekorasyonu o gunde kullanılan halılar, çömlekler, giyilen kıyafetler.. Gördüğümde gözlerimin dolduğunu hissettim çünkü gerçekten çok çok gerçekçi,tam anlamıyla bir bütün. Açıkcası gördüklerimden,okuduklarımdan ve dinlediklerimden büyülendim. :)
Darüşşifanın ‘akıl hastaları tecrit odası’ bölümünde Musiki ile hasta tedavisi görülüyor. Bu tedavi hastanenin özelliklerinden biri. Bu tedavide yalnız musikiden değil, su sesi ve güzel kokulardan da yararlanılmakta.
Bu bölümün odalarında da mankenler bulunmakta, hastalıkları ve tadavi yöntemleri de bize aktarılmaktadır. Mesala kara sevdaya düşmüş bir hastanın tedavisi el uğraşı. Canlandırmada manken elinde yün sarkmakla fikrini dağıtıyor.
Ayrıca binanın her yerinden musiki konseri yankılanmadan rahatça dinlenebiliyor.
Bu konu hakkında müzisyen Türk hekimleri, Türk musikisindeki bazı makamların bazı hastalıkların tedavisinde özel ve güçlü bir iyileştirici etkisi olduğunu görmüşler.
Örneğin Büzürk makamı, beyin ve kulunç hastalıklarında, güçsüzlüğü gıdermek ve düşünceyi yönlendirmekte, sevdayı defedıcı ve tehlıkeden korkma konusunda faydalı,
Buselik makamı, kulunç ve kalça ağrısı, soğuk baş ağrısı ve çeşitli göz hastalıklarında faydalı,
Zengube makamı, çocuğun kalp hastalıklarında, menenjit ve beyni ilgilendiren hastalıklarda, mide ve karaciğer hastalıklarında faydalı..
Burdan da anlaşılacağı gibi ‘ RUHUN DA, BEDENİN DE GIDASI MÜZİK’.
Olur ya bir gün Edirne’ye yolunuz düşer, 10 tl karsılığında bu darüşşifayı görmeden ayrılmayın Edirne’den.. :)
bugün 0, toplam 0 defa okundu...














metrekare başına düşen tarihi eser sayısı bakımından Floransa’dan sonra ikinci olan şehirdir Edirne. adım attığınız taş bile tarihi eser olabilir ki, ben bu tarihi eserlerin “rafine” oluşlarına hep içerlemişimdir. halbuki tarih öyle de “rafine” olmamalı gibi…
Oh be sonunda sakinturizm kategorisine uygun bi yazı geldi!
Devamının bol bol gelmesi dileğiyle. Gezdiğimiz yerleri böyle güzel güzel anlatalım arkadaşlar. Merak uyandıralım.
“Ama malesef bugün ters lale yok olmakta..” demişsiniz. Ben de hikayenize ek olarak şunu duymuştum.
Bu yaşlı ve huysuz çift, Mimar Sinan’ın uzun ikna çabaları sonunda 1 şartla arsayı vereceğini söylemiş. Şart da, camiye kendilerinden bir “iz” bırakılmasıymış. Mimar Sinan da laleyi ters yaptırarak, çiftin inatçılığını resmetmiş bu izle. Ve yine rivayet o dur ki ters lale bu çiftten bir iz olduğu için, çifte bir ceza olarak gün be gün biraz daha aşağı inmek suretiyle yok olmaktadır.
Ben Selimiye Camii’ne gittiğimde sanırım 8-9 yaşlarındaydım. Orada birileri anlatmıştı. Hatta lalenin eski yerini belirten işaret çizgileri vardı. Ama ne yalan söyleyeyim o zaman da inanmamıştım. Ama çok hoş bir hikaye. Keşke gerçek olsa.