Geçenlerde düzenlenen şiir festivalinde bir şairle karşılaştım, bir değil hatta bir çoğuyla.. İlk kez camın arkasında değil de Galata sokaklarında, festivalde kaçırdığım-karaborsadan da biletini bulamadığım:) -Uzak İhtimal(Wrong Rosary) filminin çekimlerinin yapıldığı mekanlarda gördüm yüzlerini.. Ve anladım ki insanları sihirli kutudan görmekle yakından bizatihi görmek arasında buradan Galata’ya kadar yol varmış, meğer. Denemeye değer!
Sanatseverler, grubal enfeksiyon kapmış birbirine kilitli öğrenciler, sevimli ihtiyarlar, kalabalık içinde de olsa kolay seçilebilen insanlar, gözlerinden düşmeyen teknolojileriyle şairleri yine camın arkasından seyretme alışkanlığına kurban gitmiş kameramanlar –bazen onların kamera olmadan göremediklerini düşünürüm -yere bağdaş kurup Türk olduklarına ispat gerekmeyen şiir dinleme keyfine eren gençler, f otoğrafçılar, Ölü Ozanlar Derneği’ni izledikten sonra “Carpe Diem” terimini çok sık kulanmaya başlayanlar, Balkan şarkılarını dinlerken içenler, iç içe geçenler..vs oraya şiir için gelmişlerdi. Gözünüze ince bir ayar yapıp bu ortamı gözlemleyince şöyle diyorsunuz:
“Her ne kadar şiirin yalnızlaştırdığına olan inancım devam etse de, bu kadar heterojen bir grubu şiir bir araya getirebildiğine göre şiirin birleştirici bir etkisi var demektir.”
Şairlerin hep ketum, yalnız, soğukkanlı olduklarını ve yaklaşılası insanlar olmadıklarını düşünürdüm oysa bir şairin nasıl baktığını ve bakabildiğini ilk kez orda gördüm. Sigara dumanından ve karanlıktan yüzünü çok net kavrayamasam da gözlerinin nasıl böyle parlak, dik dik ve anlamlı bakabildiğine olan şaşkınlığım hala geçmedi. Hatta yanımdaki arkadaşım benim o an ki şaşkınlığımı da bir “madness” durumuna bağlar gözle bakınca, kolumdan çekerek -adeta sürükleyerek- hadi gidiyoruz, dedi.
Hayır, konuşmalıydım o vakit, ama olmadı… Size de olur mu böyle, bilmiyorum ama şiirlerini okuduğum bir şairi veya romanlarını okuduğum bir yazarı yazdıklarından dolayı çok fazla içselleştirmekten olsa gerek ilk kez gördüğümde dımdızlak kalakalıyorum ve bir süre geçmiyor bu durum… Nihayetinde bir şairin şiirlerine alışmak kadar şahsına da alışmak gerekiyor sanırım, şiirle şair bağlantısını kurabilmek için. Benim o bağlantılar her defasında kısa devre yapsa da ben ters orantılı okumalarımı bırakamayacağım gibi geliyor.
Her şey bir yana, şiirler güzeldi, balkan şarkıları ve Galata sokaklarında kaybolma girişimlerimiz de hakeza.. “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir” sözünü “Hiçbir şey bir camın arkasından göründüğü gibi değildir” olarak değiştirmek istiyorum. Dingin kafayla düşününce, o pudralı basmakalıp çehrelerin kamera arkasında nasıl daha çok insan olduklarını şimdi daha iyi anlıyorum.
Tanrım, o gece baştan aşağı siyah ve mor olan ben, şimdi neden griyim?..
Bakmayın yazdıklarıma, Sakin Kafa’ya yazdığım bu ilk yazı beni bir hayli sakinleştirdi.. Eee ne demiş şair;
“İnsan yazdıkça
İnsan söyledikçe
Daha da sakinleşiyor…”
bugün 0, toplam 3 defa okundu...













efendim hoş geldiniz. lakin biraz tenha yakalamışsınız siteyi :) şiirle ilgili bir yazı görmek sevindirici. ayine hanım’ın “benim şairlerim” serisini beklerken, bir başka “şiir”-sever gördük memnun olduk…
daha nice yazılar yazarak, sakinleşmeye devam inşallah…
teşekkür ederim aya..aslında yazımı ilk kez benden başka birileri okuyor ya bir tuhaf oldum görünce karşımda:)sanki bir sırrımı ifşa ettiniz ve ben kıpkırmızıyım..
İnsanın yazması için coşması lazım sanki,yaşaması lazım ve yazdıktan sonra bir sakinlik hasıl oluyor ya işte şuan da tam da öyleyim…”ayine” hanıma selamlar!O varken sakin kafa şiirsiz kalmaz evelallah:)
Not:Aslında şu “şiirsever,sanatsever-yukarıya şunu koymam gerekiyordu-(!)-…vs kelimelerinden pek hoşlanmıyorum.Sözlükten bunları çıkarmak lazım,aslında çıkması ve geri gelmesi gereken çok kelime var.Yok bu uzayıp gidecek görünüşe bakılırsa,insanın coşması an meselesi bayım napalım:)
Vesselam
Hosgeldin aramiza persephone:)
Ben de bir siirsever biri olarak, severek okudum yazini…devamini dilerim.
Hoş buldum,
Teşekkür ederim:)
Sadece resimlerinden yahut yazdıklarından tanınan biri ile, bana göre hiç tanışmamak en iyisi.
Yazılarını beğendiğim neredeyse bütün yazar ve şairlerle tanıma/tanışma en azından karşılaşma imkanı bulmuş biri olarak, sadece birkaçında sukut-u hayale uğramadığımı belirtmek isterim.
Bu kısımları isim vermeden anlatayım:
Misal, hem şiirlerini, hem hikayelerini severek okuduğum bir yazarı, doğru düzgün konuşamayan(yazılarındaki akıcılık konuşmasında da olmak zorundaymış gibi sanki) ve “kendi halinde” biri olduğunu görünce yaftaladık hemen “ezik” diye.
Denemelerini beğendiğim bir başkasını “kibirli”, gazetede yazılarını hayranlıkla okurken mizah anlayışı/yeteneği ile gülümseten yazarı “ciddi” buldum.
“incelikler”le dolu naif satırların sahibi bir yazarı, şantiyede görsem amele olduğundan şüphe etmeycek kadar bakımsız ve sıradan olduğunu görünceydi asıl şaşkınlığım.
Tersi de olmadı değil. Misal, duruşunu çok “uzak” bulduğum bir kadın şairin sevinçlerini, kederlerini dinleyince kendi ağzından, ne kadar yakın olduğunu gördüm. ya da hadiselere farklı pencerelerden baktığımızı bildiğim bir başka şairin, nasıl harika bir insan olduğunu gördüğümdeki sevincim.
Ya da yazılarını sığ bulduğum şimdilerde popüler bir yazarın nasıl sağlam durduğunu görünce sahnede, nasıl söylediğine inanan; daha farklı okur oldum yazdıklarını.
“yazar kimdir?” diye sormanın vakti geldi öyleyse :)
[...] olan Leyla’dan geçmesine de değinmek lazım, lakin başka bir yazıda. Not: persephone’nun Şairle Karşılaşma’sına yorum yazma niyetiyle başlanıp buralara kadar gelinmiştir [...]
İki dakikalık sohbetler hiç bir zaman kişinin aslına ayna tutmaz,lakin “first impression” diye bir şey de vardır ve inanırım…
NOT:”Ayine”nin yazısını okuduktan sonra yazar da hükmünü yitirmiştir:)