Schmidt ve bazi seyler hakkinda

Bu siralar izindeyim, bolca vaktim var.
Bolca dostlarla vakit gecir, kitap oku, resim yap, spor yap, gez toz, nereye kadar di mi efenim? Arada tembellik edip, koltuga bacaklari uzatip film ya da TV izlemek de olabiliyor bazen.
Türk kanallarinda artik gercekten cok fazla izliyecek birsey bulamiyorum, gündüzleri zaten prensip olarak hic acmiyorum. Abuk subuk, kavgali gürültülü olaylar. (Hala var mi ki?)
Gecen gün bir ara, ögleden sonra acma gafletinde bulundum, hangi kanal ve hangi programdi bilemeyecegim. Yine bir sunucu, etrafinda konuklari. Bir sarkici…tabi sunucu her gelen konuga, sarkiciya bayiliyor, cok begeniyor. O sarkisini söylerken, mutluluktan dört köse olmus vaziyette koltugunda ona alkis tutuyor, onun sarkisini cok biliyormus, ezberinde varmis gibi , onunla beraber söylemeye calisiyor, tabii cuvalliyor sürekli.
Bir de hep bir bilim adami,avukat, doktor ya da bir hoca yer aliyor koltugun birinde. “Agir abi” edasiyla , bazi olaylara yorum getiriyor. Seyirciler arasindaki hanimlar alkislarken “ah be..konusabilseydim aynen ben de böyle konusurdum “ mealinde baslarini salliyorlar.
Ve seyircilere “hepimiz kardesiz… ülkemiz cennet ama, kiymetini bilmiyoruz… cevremize sahip cikalim… tosbagalar ölmesin..” gibi mesajlar verilirken zapladim.

Sonra alman kanallarinin birinde, adamin biri , piyano esliginde Mozart’in bilmemkacinci senfonisini caliyor…herkes pür dikkat dinliyor. Bazen böyle anlarda acaip abuk subuk seyler aklima gelir benim. (Biliyorum, hafif bir psikopatlik var…var..) Simdi derim, bu adamin yerinde olup, onun ruhuna girer gibi, patlatacaksin “Yine de sahlaniyor amaaaaann, kolbasinin kiratiiiii..heey heeyyy…” gibi birseyler. Ve herkesin yüzünde ki o “hönk??” ifadesini göreceksin… bence daha eglenceli olurdu kesin.

Neyse…sonra kapattim televizyonu ve DVD izlemeye karar verdim. Is arkadasim bir kac tane film vermisti, hala hepsini izleyememistim. Iclerinden , Jack Nicholson’un oynadigi “About Schmidt” filmi kalmisti izlemedigim, onu taktim alete ve izledim.
Simdi… bu film hakkinda söylenecek cok sey var aslinda ve de bilhassa filmi izledikten sonra da düsünülecek cok sey…
Jack Nicholson’a oldum olasi hayranim zaten, müthis bir oyuncu. Tabii ki bu filmde de yine hakkini vermis oynadigi karakterin. 66 yasinda, emekli olmus ve birden kendisini boslukta hisseden, yasli, huysuz, muhafazakar bir adam. 42 yildir evlidir ve aslinda karisiyla coktan konusacak hicbirseylerinin olmadigini farkeder. Bir gün yaninda yatan karisina bakip “kim bu kadin? Ne isi var benim yanimda?” gibi seyler düsünür.
Bu kadin, kendince ona hep iskence cektirmistir sanki. Birkere, senelerdir ayakta degil de, oturarak isemek zorundadir hep evdeki tuvaletlerinde.
Benim gibi evinde erkek cocugu olanlar bu derdi cok iyi bilirler aslinda. O kapak hic inmez asagiya ve hic temiz kalmaz. Bazen derim, verecegim ellerine kovayi, temizlik bezini, bir süre hep kendileri temizlemek zorunda kalsinlar , bakalim birdaha oturarak isiyorlar mi isemiyorlar mi.
Avrupa da artik oldukca yayginlasti aslinda bu olay, ama bizler daha buna cok uzagiz. Öyle ya, buna varana kadar daha asilacak ne konularimiz var, tek derdimiz bu mu?
Simdi bizim türk erkekleri bu Schmidt’e ne derlerdi, cok iyi tahmin edebiliyorum.

-sssiisst… bak simit… kocum…beni dinle, erkek dedigin oturarak isemez oolum, delikanliyi bozar… yannnnniss!!! Teeerrrrssss!! Aanadinmi…..

Ee, koskoca Orhan Veli ne demis?

Ayaginda pantolon

Elinde binlik sise

Erkeklik bu degil kizim

Erkeksen ayakta ise..

Neyse, konumuz bu degil simdi.

About Schmidt… yani “Schmidt hakkinda”
Bu kahramanimiz hakkinda cok sey ögreniyoruz filmde. Ani bir ölümle karisini kaybettikten sonra, yine birzamanlar karisinin zoruyla aldigi karavani alip yollara düser. Filmdeki ilk cümlesi “geri gelecegim”dir. Yalnizligindan kacmak ister gibi, hayatinin anlamini bulmak ister gibi, gecmisine yolculuga cikar adeta. Büyüdügü evi, okudugu okulu görmek ister. Ama hicbiri yerinde degildir. Hani bazen “biz büyüdükce dünya kücülür..” Evet, ama bazense bazi seylerin yerinde yeller eser, hepten kaybolur.

Schmidt’in tek bir amaci kalmistir. Neredeyse hayatina anlam katan son seydir. Kizinin evlenmek istedigi “zibidiyle” aralarini acip, ne yapip edip, evliligini engellemektir plani.

Filmin can alici bölümleri, ayda 22 dolar yardimla, Afrika’da okuttugu kimsesiz bir cocuga gönderdigi mektuplardir. O mektuplarda seyirci Schmidt’in asil ic dünyasini ögrenmis olur.

Herseyi elbette anlatmak istemiyorum… Gerci eski bir film, izleyenler olmustur bugüne kadar ama yine de izlemeyenler icin bu trajikomik filmi tavsiye ederim, bir gün biryerlerde karsiniza cikinca izleyin lütfen.

Aradigi seyleri bazen insan yine de “geri gelince” bulur…. aslinda cok uzaklarda degildir bazen aradiklarimiz. Okadar yakinimizdadir ki…



İlginizi çekebilecek başka yazılar

İlgili yazı yokmuş


“Schmidt ve bazi seyler hakkinda” için 1 yorum. Var mı arttıran?

  1. ayasophia | 11 Tem 09 (2:33)

    çok sevdiğim bir köşe yazarı “en sevdiğim filmdir bu” demişti bir yazısında. şaşırmıştım. zira benim de “en seviklerim” arasına rahatlıkla giriyor bu film. jack nicholson’un ustalık eserlerinde. ayrıca sinema açısından da öğretecek çok şeyi var…

Yorum yazmaca