Efendim, bir deklarasyonu yapmak isterim. Biz üç kardeşizdir: Ortason, segah, Sakin Kafa.
Yaşlara göre bir sıralama yaparsak:
Sakin Kafa > segah > Ortason
Maksimum soru sorabilme kapasitesine göre bir sıralama yaparsak:
Ortason >> Sakin Kafa = segah
Keman çalabilme yetisine göre sıralama yaparsak:
segah >> Ortason = Sakin Kafa
Görüyorsunuz ki farklı farklı meziyetleri olan gardaşlarız biz. (Benim meziyetim de abi olmak :)) İşte bu kardeşler uzun yıllar sonra sahur ve iftar sofralarında ilk defa buluşuyorlar. Segah Bey, lise ve üniversiteyi hep şehir dışında okuduğundan kelli, az yakalayabildiğimiz bu fırsatı elimizden geldiğince değerleniriyoruz.
Değerlendirmeyi zirveye taşıdığımız yer sahur sofrası oluyor. Bendeniz sahura kadar uyumuyor, evimizin hemen üst katındaki teras mekanından ve de makamımdan, annemin “sahur vakti” çağrısıyla eve teşrif ediyorum. Hemen her gece de, indiğimde segah’ın daha önce sizlere anlattığı TRT 1‘deki Sahur Zamanı programı açık oluyor. Herkesin gözünden uyku akarken, bendeniz masaya geçer geçmez türlü şakalar ve eğlenceler düzenlemeye başlıyorum. Ortason ve segah beyler ilk birkaç şakama aldırış etmemeye çalışıyorlar ve adeta “laf” dercesine çeşitli bakışlar fırlatıyorlar bana. Ama sonra onlar da yavaş yavaş bu neşe pınarına dahil oluyorlar, kah Ortason’un sakar ve sempatik halleri, kah segah’ın hayattan seçmece bir klişe sözü bezgin bir eda ile yorumlayışı, kah benim fındık ve çikolataya türlü ritüellerle yaklaşmam. Annem de katılınca hemen hemen tamamlanıyor bu çılgın sahur seremonisi, o da kendince şakaları ve güzel gülüşüyle bizleri ayrı bir keyiflendiriyor. E bi de babam da ortak olursa bu neşeli ortama, tescilleniyor karnaval’ül sahur. (Nazar değmesin).
İşte hayatımın en güzel zamanlarından olan bu zamanlarda, segah’a, sektirmeden her sahur yaptığım şakayı deyivermeye geldi sıra. Şimdi bizim segah çok akıllı bir adam olduğu için ODTÜ’de okuyor. (Böyle deklare ettim diye kızabilir belki ama varsın kızsın. Yazıyı değiştirme yetkisi yok ne de olsa.) Neyse, işte bizim segah, genellikle Ankara’da yaşadığından dolayı, televizyonda her “Ankara için imsak vakti” yazdığında yakalıyor ve hemen kendisine kaş göz yapıyorum, ya da sesli sesli “hadi suyunu iç başla oruca”… Her seferinde, önce yine “laf” dercesine bir bakış fırlatıyor bana ama ardından o da dayanamıyor ve o muhteşem şakayı ediyor: “O zaman ben de iftarı 15 dakka önce yaparım görürsünüz”. Bu şakalar hiç eskimiyor. Her gün aynı tarzda yapılan bir şaka, nasıl böyle dimdik ayakta kalabilir onu da espri üstadı Nohut‘a sormak lazım. Ama kalıyor işte.
Bunda, tabiki ailecek neşeli tipler oluşumuzun katkısı büyük. Belki başka bir ailede biri cesaret edip yapsa bu espriyi, kendisine aile içi psikolojik linç uygulanan kişi bir daha keser sesi ve hiç bir muhabbet dönmez orada. Biz de zaman zaman aramızda dirayet gösterip, bu tarz “klişe canlandırma esprisi” yapan aile ferdine yükleniyoruz ama bu yükleniş de çoğu kez başka bir klişeyi hayata geçirdiğinden olay zincirleme devam ediyor ve olay koptu geliyo: “Anca Laf”. “Anca laf”ın mazisi derindir bizde. İlk kim dedi neden dedi bilinmez ama bizim atasözümüzdür adeta bu laf. Her durumda kullanılabilir. Muhabbet hoşunuza gitmedi mi? “Anca laf” deyin ketum bir eda ile. Hemen üste çıkıveriyorsunuz.
Bilmem anlatabiliyor muyum, aktarabiliyor muyum bu sıcacık ortamı. Zaten böyleydik de, Ramazan geldi daha bir güzelledi ortamı. Birazdan yine sahur gelecek, yine aynı şakalar dönecek bizim evde. Ama sanki ne olacağını bilmiyormuş gibi şimdiden bir heyecan sardı beni. (Bir de böyle anlatınca…). Mesela bu sahurda da diyeceğim ki bizimkilere, bizim sahurları yazdım “sakinkafa“da, Ortason muhtemelen “ne yazdın ne dedin nasıl oldu” gibi soru yağmurlarıyla beni benden alacak, segah ise ya gülümser, ya da klişe bir aile atasözümüzle renklendirir yine ortamı: Anca laf.
İlginizi çekebilecek başka yazılar
İlgili yazı yokmuş



















anca laf!:)
“Anca Laf” o laf yaklaışk 1 sene önce yanılmıyorsam bana denilerek başladı. SakinKafa ve Segah abilirim kendi evlerin Raf yaparken başlamıştı. Yaptığım o iğrenç espriler ve sürekli selediğim “Ağzın bal yesin abi” cümlesinden türemiştir. İkiside artık sölediklerimden bıkıp Anca laf diyerek beni susturmuşlardı. :))
Hikayenin içinde olmaktan büyük bir laf büyük soru duyuyorum:)
:D:D:D:D