Ailecek gidilen tatil günlerinden kalma bir anıdır. Çocuklar henüz küçük ve meraklı, babalar ise hâlen o güçlü otorite simgesinin gölgesinde iken, şehirlerarası yolların o uzayıp giden boşluğunda, babayla edilen çetrefilli muhabbetlerin bir dökümüdür aynı zamanda. Annem arka koltuğa geçip de uyumaya başladığında, aramızdaki yaş farkını hiç hesaplamadığım o benden büyük adam, büyük bir dikkatle yolda akıp giden arabayı tutarken, ben de önde giden arabaları izlerdim işte.
“Baba 42 nerenin plakası?” gibi sorularla başlardı her şey ve baba, bu soruyu mutlak surette bilmeliydi. “Konya” cevabını alınca, rahatlayan çocuk, öndeki 42 plakalı arabayı da sollayınca bu kez 35′i sorardı. “İzmir” cevabıyla birlikte bir de şu gelirdi: “01 Adana, ondan sonra alfabetik olarak gidiyor.” O saatten itibaren zihinde belli belirsiz bir sırayla gidilmeye çalışılır fakat ülkenin henüz o kadar doğusuna gitmemiş ve hatta duymamış çocuk, bu sefer de “peki 02 neresi?” diye sorardı. Bazen balık tutmayı öğretmek de yeterli olmayabilirdi yani…
Babanın süper plaka bilici rolünün ardından, yol boyunca uyuyup uyanan annenin soruları gelirdi. Her uyandığında, “Şimdi neredeyiz?” sorusu sorulur, çocuk da meraklı gözlerle babayı süzer, eğer anneden önce davranıp da cevap vermişse hemen bilgiçlikle “Konya” diye atlardı. Bu tiyatral ve oldukça klişe yol maceralarının en sevimli tarafı, arabanın bir mola yerinde durdurulmasıyla başlayan, şunları yiyelim bunları yemeyelim geyikleriydi belki de. Buranın nesi meşhur, gibi sorular da cabası.
Babanın yol boyunca giderek büyüyen imajını o dakikadan itibaren sarsabilecek yegane şey de, sanırım herhangi bir arabanın gelip olanca hızıyla sollamasıydı. O anda çocuk babasından bir hamle bekler, o karizma sarsıcı arabanın öylece geçip gitmesine babasının izin vermeyeceğini düşünür, yahut ileride bir yerde yeniden yakalayacağı ümidiyle gerilirdi. Fakat bazen hiçbiri olmaz ve babasının da bir limiti olduğunu öğrenmenin getirdiği hayal kırıklığını kimseye belli etmeden sorularına devam ederdi: “Baba bu yol neden bu kadar düz?”
bugün 0, toplam 4 defa okundu...













42 plaka ve “bu yol neden bu kadar düz” sorusu manidar :))
kayserili’nin güneye inmesi, “42 plaka” ve o “düz yol”dan geçiyor :D
o çocuk bendim işte..
bir dönem mersin’e gitmek çok meşhurdu. otelden ziyade de yazlıklar kiralanıyordu/satın alınıyordu. ne olduysa şimdi o villalara. herhalde talas civarlarına kendi villamızı yaparız moda oldu :)
bi de mersin sahil kentleri arasinda en muhafazakariydi (belki hala oyledir), o yuzden tercih edilirdi ic anadolu halkinca.. bi de mesafe az.
mersin’deki villalar ya da yazlıklar, şimdilerde şehir içinde kalmışlar…
iç anadolu mersin’i daha muhafazakar olduğu için tercih etmiyordı bence; yakınlık daha önemli bir faktör. zira, mersin’e kaçamak yapmak için de giderdi insanlar. mersin’in baya küçük oluşu bi etken sadece…
kayserilinin mersine gidiş yolu hikayesini duymuştum. bir rivayete göre boğaz köprüsünü (kayseri çıkışında bulunan köprü) geçer geçmez özellikle bayanlar giyinme tarzlarını değiştiriyolarmış. bu kadar kısa km.de, hem de yolda ne değişiyo acaba? doğruysa ilginç.