Her ayın daha başlamadan insan üzerinde bir etkisi var diye düşünüyorum, sabahleyin sağ tarafından kalktın mı der gibi… Yine kendimi böyle böyle sorgularken uzun zamandır elime aklımın takılıp kalacağı, kah hüzünlenip kah sevineceğim ve severek okuyacağım bir kitabın geçmediğine üzülüyordum… Derken… Evet derken…
Bir sabah ders çıkışı -ki sevdiğim yanı öğleden sonraları dilediğim gibi gezinebilme fırsatımın olmasıydı. Yere serilmiş kitaplardan, tertemiz pırıl pırıl olanlarına kadar küçük ama vefalı dostlarıma yavaş yavaş yaklaşıyordum.
Sanki masmavi gökyüzünde kaybolmuşum ve bir iniş (!) yolu arıyorum.. Bir değil bin kapı olsa bulutlardan bu benim sevincimi arttırır.. Niye mi? Ayaklarım yere basmıyor da ondan sevgili okur:)
Neyse gerçeğe dönersek Haziran’ı yeni hazmetmiştim, acaba doğru muydu haziranda ölmek zor muydu.. Hava niye bu kadar sıcaktı Allah’ım.. Bu insanların hepsi beni mi izliyor.. Ne güzel güvercinler bunlar böyle. Aman dikkat, kafanı elinle bir yokla, cebinden peçeteyi asla ihmal etme.. Tamam tamam sakin..
İşte orada sevincimin kaynağı.. Hem de çocuk reyonunda(!) illa almam lazım, gel seni yaramaz!
…
Buraya kadar her şey normaldi, Zezé bana gülümseyene dek.
günün birinde acıyı keşfeden Zeca elini bana uzattı, haziranın biriydi, hemen sıcacık yeni bir dostluk başladı.. Tüm öğleden sonrasını birlikte geçirecektik, bütün boş yerler bizimdi.. Karşıdan karşıya temkinli geçiyor, tekrar gömülüyordum sayfalara..
Ze Mangaratiba’ya tam da günaydın dediği anda tramway yoluna gelmiştik..
Mangaratiba o yöredeki bir trendi ve küçük Ze ona selam vermeden geçmezdi.. Aslında bu bir acının adıydı ama Ze’ye belli etmedim, Portekizli’yle tanışmasına daha çok vardı ne de olsa..
Şimdi tramway yolundan denize doğru akıyorduk.. Merak ve soru dolu bakışlarıyla Ze, bu kez gördüğü manzaranın gerçek olduğuna inanamıyor, sanırım benimle tanıştığı için de bir yandan Lourdes Meryemi’ne dua ediyordu.
Birden Credo dedi..
Bu kadar çok olta, bu kadar çok insan, bu sıcak ve kalabalık.. Hayret yabancısı değilsin Zzeca, yoksa deniz mi??
Olmaz yüzemezsin kuzum, ama belki ilerdeki kayalıklarda oturabilir ayaklarımızı istediğin kadar suya sokabiliriz.. Belki Gloria da olmak isterdi,ama geç kalmayalım tamam mı; benim yüzümden dayak yemeni istemem dostum..
Zezé hem içimdeydi hem dışımda.. Ellerimdeydi sayfaların bitmesini istemiyordum.. Okadar yanımdaydı ki bir muzırlık yapacağından korkuyordum.. Birlikte şarkı söyledik:
“Ey denizcim,denizcim
Senin için ah ederim,
Senin için, denizci
Yarın ölür giderim..
Çok kabarmıştı deniz
Kumda koşuyordu dalgalar.
Yola çıktı denizcim
Çok sevdiğim denizcim..”
Kelime yarışı yaptık, en çok kim yanlışsız okur, muzlu pasta onundur Ze!
Sonra Minguinho’yu, iyi olup olmadığını sordum. Fırsat buldukça yeni evlerine uğradığını,taşındıklarında ırmağın kıyısındaki küçük şekerportakalı fidanından hiç ayrılmayacağını biliyordum. Onu öyle güzel yetiştiriyordu ki ne hintkirazı ne de diğer ağaçlar umrundaydı..
….
not: Ze’yle sakin sakin otururken sizlerin de dostu olmayı istedik efendim:)
José Mauro de Vasconcelos’un başta Şeker Portakalı olmak üzere, Güneşi Uyandıralım ve Delifişeğiyle kurduğum rabıtanın naciz cümleleri olarak şimdilik bu kadar yazabildim:)
not2:küçük bir hatadan dolayı her(h)angibiriyim:)
bugün 0, toplam 132 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- şeker portakalı
- şeker portakalı zeze
- şeker portakalı ön sayfası
- jose mauro de vasconcelos şeker portakalı
- şeker portakalı kah













Resimli kitaplar okumayı severdim küçükken, mesela peter pan, Alice harikalar diyarında gibi.. tabi bunları sonradan oturupta Derrida’nın deyimiyle deconstruction yaparak okuduğumuzda altından neler neler çıkmıştı da bütün büyüsü yitmişti, meğer aslında büyükler içinmiş bu kitaplar da biz masumiyetine inanmışız küçükken, buna kendimi bir türlü inandıramayarak ondan sonra kaç kere daha okumuşluğum vardır bu kitapları ama aynı zevki vermiyordu çünkü artık önyargılar vardı kafamda …Şeker portakalı da resimliydi ondan çok sevmiştim herhalde, aslında o hepsinden masum bir kitaptı benim için.Zeze’ye ve Portekizli amcaya hala o günkü gibi inanırım,şeker portakalına da…
Hepimiz o yaşlarda aslında bir şeker portakalı fidanı dikiyoruz ama işte kimimizin Zeze’nin gibi kafasında çoktan kesiliyor,kimimizin budanıyor,kimisinin de kuruyup çırılçıplak kalıyor,kimininde dal budak sarıp meyve veriyor belki …ya da onunla büyüyoruz veya küçülüyoruz sanki…
ben bu kitabı çok seviyorum ama çok pahallı 18.50 bende harçlığımı biriktirmeye çalışıyorum ama olmuyor benim için bu kitabı yollarmısınız
editör’ün notu: yorum sahibi ile iletişime geçiliyor… (valla bak!)
editör’e: Sakin Kafa, sakinkitap&kütüphane açılsın!! :)
merve’ye: İnanır mısın bilmem, kütüphanenin çocuk bölümünden okumuştum. Mümkünse (İstanbul’da isen) çeşitli yerlerdeki kütüphanelerden yararlanmaya çalış, hem cebin çok da yanmaz:)
kendime: Zeze’yi çok özledim…
bence kitap çok güzel herkez okumalı büyük küçük herkez okumalı tafsiye edaiyorum