Hayat seyrim insanların “muhafazakar” dediği bir mecrada yürümüş görünse de (resmi kayıtlar, okul, çalışılan kurum… vs.) çok küçük yaştan beridir elime ne geçerse okuyorum/izliyorum. Gazete, dergi, televizyon programı, film, kitap, albüm… Öyle herhangi bir şeyle ilgili, “Bunu dinlemem, bunu izlemem, bunu okumam!” tavrım olmadı pek. Bu, herkese tavsiye edeceğim bir yaşam biçimi değil, lakin merak biraz da buraya sürüklüyor insanı. Herhalde siperde savaşan bir asker olsaydım, “Neler oluyor yahu?” deyip kafamı uzatır ve tez zamanda kurşunu yerdim. Konuya bağlarsak, malum medya dünyasında bir “sit-com” gazeteciliği tabiri dolaşıyor. Bu tarz gazeteciliğin önemli unsurlarından birisi de, başlıkta belirttiğim üzere, seksi köşe yazarı.
Her şeyin ne zaman başladığını araştırdım diyemem. Geçenlerde Nazlı Ilıcak’ın mini etekli bir fotoğrafını görünce, “işte Prometheus!” diyesim geldi ama değil. Ilıcak oldukça ciddi yazıyor çünkü. Hatırladığım en eski örneklerden birisi, hâlen köşesinde salınan Ayşe Arman’dır. Sabah’taki Ayşe Özyılmazel de bu payeyi ediniverdi. Perihan Mağden ve Nuray Mert gibi “ciddi” kadınları, bu kadınlardan ayıran en önemli unsur sadece “ciddi” konuşmaları değil aslında. Ayşe Arman da kendince ciddi röportajlar yapabiliyor. Ayşe Özyılmazel de, şaşırırsınız ama, ciddiyete kavuşabiliyor yer yer. Bu konseptin televizyon iz düşümleri de yok değil. Misal son zamanların fenomeni Pelin Batu bu görevi üstlendi. NTV ve CNN Türk’ün yarıştığı konuların başında da, “kimin spikeri daha seksi?” geliyor.
Simon de Beauvoir, Fransa’da kadın hakları için çarpışırken, kadınlara oy verme hakkı tanındığı sırada köşesine çekilmiş ve “Başardık!” demiş. Oysa zamanla tehlikelerden bir diğerinin kadınları objeleştiren tutum olduğunu hatırlatanlar da olmuş. Eşitliği engelleyen yegane kurum siyaset değil neticede, belli bir zihniyetin etrafına kümelenen söylemler de pekâla aynı neticeyi veriyor.
Bahsi geçen “seksi köşe yazarı” konsepti aslında feminist kaygılarla ortaya çıkmıştı. Ya da öyle deniliyordu başta. Cinselliğini özgürce yaşayan kadın hadisesi, pek çok yönden eşitlik adına atılan adımdı. Ancak kazın ayağının öyle olmadığı da kısa zamanda anlaşıldı. Perihan Mağden mesela, Milliyet’in “savunma muhabiri” Aslı Aydıntaşbaş için, “Paşaların kucağından inmiyor.” tabirini kullanmıştı. Seksi olmanın belli getirileri vardı camiada. Ayşe Arman mesela, kâh başörtülü/türbanlı bir kadın kılığına girip onları “anladığını” sanıyor, kâh dergilere “seksi” (zinhar erotik değil) pozlar veriyordu. Aslı Özyılmazel de, köşesinde ölmeden önce yapmak istediği şeylerin başına zenci bir erkekle birlikte olmayı yerleştiriyordu. Serdar Akinan da dayanamayıp, “Kadın gazeteciler patronların yatağından çıkmıyor!” demişti mesela…
Şimdi başa dönelim, “sit-com” adı verilen gazetecilik, aslında “hadi gençler biraz da eğlenelim!” maksatlı bir kavram mıdır? Mesela bu sitede çok ciddi meseleleri oldukça sakin, yer yer esprili üslupla ele alan yazılar var. Burada “sitcom” çevirdiğimiz söylenebilir mi? Kötü niyet aramıyorum; lakin bakiyesi “seksi köşe yazarı” olan bir gazetecilik ekolünün, geleceğini nasıl görmeli? Onun cevabı da Sabah’ın bence tam da “sitcom” gazetecisi olan Sevilay Yükselir’den gelsin:
Sakinkafa’da da bir adet Seksi Köşe Yazarı yazsa, hiç fena olmaz aslında. Hit’imiz yükselir…
bugün 0, toplam 31 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- seksi kose
- aslı aydıntaşbaş seksi
- türbanlı seksi kadınlar
- türbanl i erotik pozl a r
- Türbalı şafları seks













ana sayfada yazının başlığını okuyup, ayşe özyılmazel in illüstrastyonunu da görünce aklıma ilkin bu kadının köşe yazarlığı ile haşmet bababoğlu arasında kurulan bağ geldi. ve düşündüm; e insanlar haftalar boyu serdar akinan ı ne diye dövdü o zaman, diye. yazıda da bahsedilmiş olması güzel oldu:)
ayşe arman malum pozları verdiğinde küçük çaplı bir sarsıntı söz konusu olmuştu da kendi ifadesince “sevgilisi”, ama aslında kocasına sorulmuştu bu “seksi” pozlar. adam da kelime oyunu olarak zekice bir cevap vermişti: seksi poz vermek ayrıdır, seks pozu vermek ayrı.
bu ifadeye göre ayşe arman ı da seks pozu vermediği için normal karşılamıştı.
bizim sitede ise tam tersi bir durum söz konusu olur sizin teklifiniz değerlendirilirse eğer. yazarımız seksi yazar mı olacaktır yoksa seks yazarı mı? ve hangi durumda sahiplenilebilecektir? zira sizin önerinizden “seks yazarı” olabilecek birini düşündüğünüz anlaşılıyor. aksini, yani “seksi yazar” ı kastettiyseniz eğer, sitedeki arkadaşlarımızın seksapeli hakkında negatif bir düşünceniz olduğu da anlaşılabilir:) (bu konular netameli bayağı.)
öte yandan kadının sosyal, kültürel, siyasi, sportif vs vs her alanda ortam paylaşmasının temelinde erkek art niyeti olduğunu düşünüyorum. zaten bunun sağlanmasının sonrasında ikinci aşamaya geçildi sanki:seks devrimi, özgür seks. bu düşüncenin tutarlılığını feminist akımın, erkekler tarafından başlatılmış olması ile anlayabiliriz.
hülasa, kişisel olarak mutlu olduğum ve doğru olduğunu düşündüğüm bu günkü sonucun(eşitlik, özgürlük, kadına yönelik şiddetin elimine edilmesi …) temelinde erkek art niyeti olduğunu da kabullenmem gerek.
bu arada, sağlam bir tartışma konusu açtınız sayın muharrir:)
evet aslında “seks yazarı” arıyoruz siteye :)
şaka bir yana, feminist hareketin topyekun bir “erkek art niyeti” olduğunu düşünmüyorum.
Şerif Mardin, İttihat ve Terakki ekibinin kadına özgürlük meselesini, romantik nedenlere dayandırdığını söylemişti. Avrupa’da kadınların özgürleşmesiyle, “eşlerini seçebilme” hakkını elde ettiklerine şahit olmuş, aynı zamanda davetlerde paşaların güzel eşleriyle katılıp gösteriş yaptıklarını görmüşlerdi. Bunu kendileri de istedikleri için, kadınlara ciddi haklar tanınmıştı.
Üstad böyle diyor, lakin arka planda sınıfsal nedenler ve başka türlü kaygılar da yok değil. Faust’ta Mephisto’nun “kadın” üzerinden oyununu oynaması çok İslamî bir argüman gibi gelir hep mesela…
sınıfsal olarak, Kürtlerin ve “irticacılar”ın “serbest piyasa”da ve memuriyette yer bulamamaları için kadınlara “çalışma” hakkı tanındığı da sağlam bir argümandır.
feminist teorinin arkasında, “eşitlik” ciddi bir motivasyon olarak durur her zaman. erkek art niyetine rağmen. Türkiye’de pek gölgesi görünmeyen bazı Batılı feminist tayfa vardır ki, onları tanısaydınız muhtemelen “erkek art niyeti” konusunda düşünürdünüz :)
zira o ablalar erkekleri o kadar iğrenç yaratıklar olarak mimlerler ki tarihten, efsanelere, akademik dünyadan, bilime ve edebiyata kadar erkeklerin bugüne kadar ortaya koydukları her şeyi sorgularlar… bu kadar mücadeleci bir feminizm bizde pek olmadı; Duygu Asena dahil.
o “ablalar” ın ihlaslı feministlerce ciddiye alınmadığını da yorumunuza ekleseniz çok daha şık olurdu. HİStory kavramının bile HERtory şeklinde algılanmasını sağlamaya çalışmak kedın aklı erkek aklı demeden “yuhh” tepkisini hakeder yani. sonradan bu banal düşüncelerin (düşünce denebilir mi tartışılır) janjanlı kılıfını da buldular kendilerince: efendim neymiş, tarih bütünüyle erkek egemen bir anlayışla yazılıymış da buna tepki için history kavramındaki “his” e karşı imişler.
“rezzan abla yarın ERkenden buluşuyor muyuz?”
“kızım o nasıl söz öyle. hayır DİŞİken buluşuyoruz.”
bu ne ya…
bu nasıl bir cinsiyet ayrımı, ters yönde.
bu tip ucubeliklerin ülkemize bulaşmamış olması (hadi klişeye düşelim) milletimizin sağduyusuyla açıklanabilir belki:)
bence fazla indirgeyerek bakıyorsunuz meseleye. ne o ablaların söyledikleri o kadar “basit” bir şekilde ifade ediliyor, ne de “ihlaslı feministler” oradan ayrıksılar…
HIStory’i HERtory yapmak bambaşka bir şeydir. Bunun yalnızca bir kelime oyunu olmadığının herhalde siz de farkındasınız.
Milletimizin bundan uzak kalmış olması, felsefe ve tarihle işinin olmaması gibi sıkıntılı bir duruma işaret ediyor sağduyudan çok. Bir de kadın olgusunun bizde Batı’dakinden farklı açılımları olmasıyla…
ben halkım. indirgerim.
siz gibi ya da genelleyeyim, toplumun önündeki sosyologundan siyasetçisine, sanatçısından sporcusuna ürettiğiniz herşey halkların yararı içinse şayet, onların algısına hitap edecek şekilde ifade edilmelidir. history-hertory muhabbetinin çıktığı yerde (ben amerika diye biliyorum) geniş halk kitlelerince ne tür bir algı ile algılandığını belirlemek lazım. orada yaşamış kişilerden duyduğum, çoğunluğun olayı kelime muhabbetine “indirgemiş” olması. ayrıca sergilenmiş erkek düşmanlığının sonradan kılıfa uydurulmaya çalışıldığını da ifade ettim yorumda.
sosyal bilimcilerce “indirgemek” bir tehlike ise şayet ona göre “indirgenemeyecek” açılımlar bulunması gerek belki de.
mansur un “ene’l hakk” ı nasıl indirgendiyse (ki o sosyal bilimci değildi) bugün onun takipçileri dikkat etmelidir söylemlerine.
alanınız itibariyle olaya çok daha hakimsiniz. son dönemlerde mecliste yaşanan bir olayda “indirgenebilecek” oluşu öngörülemeden bir “peygamber” polemiği yapıldı. sayın vekilin söylediğinin doğru olup olmadığı bir tarafta dursun, o konuşma peygambere dil uzatma olarak “indirgendi mi indirgenmedi mi” ona dikkat etmeli.
sorun indirgeyende değil, yani:)
valla pek güzel “halk güzellemesi” oldu bu.
“ben halkım. indirgerim.” demek, “ben halkım. hakikatin aslıyla ilgim yok, işime gelene göre anlarım.” demek de olabilir.
tartışmayı o sığlığa indirgeyenler de halk değil aslında, bir takım “polemikçi” yalnızca. onlara alet olmamanızı umardım.
hallac’ı anlamayanlar, anlamamaya devam ediyorlar ve onlar da halk değildi. malum, hallac’ı asanlar ehl-i fükeha’dan bir kısım zevattı ve işlerine geldiği gibi amel ettiler.
osman durmuş’un “indirgediğini” değil, “polemik” yaptığını ve böylece “çarpıttığını” da herhalde benden iyi biliyorsunuz.
demem o ki, sorun hem indirgeyende hem de lafını adam gibi (etraflıca) anlatmayanda… “ben halkım.” deyip sıyrılmak -bence- yanlış.
bil vesile akademik dünya ile ilgili yazacağım yazıya temel teşkil edecektir bu söylediklerim ayrıca…
halktan kastımın “avam” olduğunu bile bile…
mansur u asanların fükeha filan değil bizzat güç sahipleri ve idam nedeninin inanç değil iktidar endişesi olduğunu bile bile…
osman durmuş un “indirgeyen kişi” değil, “indirgenmeye müsait şeyler söyleyen kişi” olduğunu kastettiğimi göre göre…
***
edebali nin osman bey e nasihati var, malum. “muhafazakar” kesimin pek sevdiği hani. o nasihatin içeriğini dikkate alıp, toplumun önde gidenlerinin bir konuya dikkat etmeleri gerekiyor bence;
evet ortada bir konu var. avamın anlamada zorlanacağı ve havassın da anlatırken düzeyinden taviz vermekte isteksiz davrandığı. tavuklar üç metre yüksekte uzun süre uçamaz. ama kartallar yukarılardan feragat edip tavuğa daha yakın bir irtifadan uçabilir. kastım budur.
yan anlamlara sapılmaması için söylüyorum; tavuk, benim de dahil olduğum avamdır.
ayrıca tartışmanın seyrini değiştirmek istiyorum: kadınlar gününe yaklaştığımız şu günlerde bu konuyu tartıştırıyorsunuz bana:)
siz seks yazarı istiyor musunuz istemiyor musunuz?
eğer istiyorsanız siteden birinin çıkıp bu isteği yerine getireceğine ihtimal vermiyorum. ancak tuğçe baran vari birşey olabilir ki onu da bay yazarlardan biri yapacaktır bence:)
o işin şakasıydı yahu :)
zaten komplo o yöndeydi ayrıca, kadınlar gününe yaklaştığımız şu günlerde sitedeki erkeklerin hakiki niyetlerini ortaya çıkarmak :) yalnız başka topa giren olmadı… nasip :P
ha ha ha..ben de yedim:)
yahu ben yoğ iken neler olmuş sitede…
yalnız “ihlaslı feminist” demişsiniz ya çok yaşayın siz, az gülmedim valla:)) bari esaslı falan deseydiniz:)
şu sit-com gazeteceliği de olmasa pek gazete falan okunmaz gibi geliyor bana, zaten okuyan kesimin büyük bir kısmı spor gazetesi okuyor, bir de güzin ablalar, sanatçılar arasında çıkarılan saçma sapan polemikler, astrologlar, aile sayfaları falan kafa dağıtıyor sanırım, onca siyaset, ekonomi, hatta ölüm kalım haberlerin arkasından bir oh mu çektiriyor nedir? A. Arman, Özyılmazel gibi yazarların çok yoğun bir takipçisi de var yani, onlara sürekli mail atan, her bir şeyini paylaşacak kadar yakın bulanlar yok değil, hatta bana kalırsa en çok okuyucu maili alanlar da onlar:)
Bir de önceden gazetelerde şiirler de yayınlanırmış, hürriyette yanlış hatırlamıyorsam. bu gelenek devam etseydi keşke diyorum ben de, tefrikalar, arkası yarınlar falan:) her gün bir şairin gazeteye konacak şiirini bekleseydik heyecanla mesela, ya da bir yazar bir romanı böyle her gün okurla birlikte yazsaydı:)
Feminizme gelirsek, evliliğin kadın için sadece sınıf atlama, rahat bir yaşam sürme, geleceği garanti altına alma gibi bir temelle yapıldığı dönemler vardı çünkü kadın altın kafesteki kuş gibiydi, ama şimdi böyle bir durumdan bahsedemyoruz tabi artık kadın istediği taktirde erkeğin patronu da olabilecek durumda ve tabi artık eşini bulma konusunda da bu sebeple oldukça esnek davranabiliyor yani sosyal çevrenin baskısı yok önceki kadar. Bu sebeple feminizm biraz ötelerde kaldı gibi geliyor bana hep. Hala saçını bir numaraya vurdurup, lezbiyen olup, kendine ben feministim yaklaşmayın ısırırım diyen kadınlar yok mu, çok az da olsa var. Ama bana komik bir oyun gibi geliyor artık bunlar:)
okulda hocam çok harika bir laf etmişti:
“feminizm kadın doğum hapıyla zirveye ulaştı. kadının ‘hazcı’ olabilmesine yol açıldı. viagra ile erkek iktidarı yeniden eline aldı. ve bill clinton’ın monica levinsky davasında, ‘neden yaptınız?’ sorusuna ‘yaptım. çünkü yapabiliyordum.’ demesiyle de feminizm sona erdi.”
aya al sana bir indirgenme reaksiyonu daha:)
persephone’un son cümlelerine dikkat:)
bütün indirgeyenler birleşin o zaman n’apayım :)
sahidüş, rica ederim benim üzerimden siyaset yapmayınız:) ya da buyrun sonuçlar,
1. öncelikle indirgemek ve genelleme yapmak aynı şey değildir. genelleme yapılmadan kimse tatışmaya giremez, belli çerçevede gereklidir tartışma ortamı oluşması için. Ancak bırakın diğer boyutunu, “indirgemek” salt kelime olarak dahi acayip rahatsız edici.
2. ve tabi ki feminist “düşünce”e değil, artık bu yyda benim açımdan bitmemiş ancak “şekil değiştirmiş” olan feminist anlayışın savunucularıdır eleştirdiğim nokta. yani “feminist düşünceyi” indirgemek şöyle dursun, şekli değiştirilen bir olguyu önünüze sunmaktı amacım o örnekle. Yoksa feminist düşünce çok köklüdür zaten ve bu esaslı düşünceyi savunan, benim ciddiyetle okuyup önemsediğim çok sayıda feminist yazar var ve zaman zaman benim de sesim yükselir bu konuda. sadece burada söylemeye çalıştığım, postmodern çağın bir getirisi olarak yeni nesille brlikte artık feminizmin de içinin boşaltıldığı, şimdiki bu anlayış palyaçonun yüzündeki maske gibi, artık ciddiyeti yok, bizzat çevremde tanık oluyorum buna, sadece görünürde yaşanıyor bazı şeyler ama yine de ben keyifle seyrediyorum, bir yandan da çaktırmadan destek veriyorum, olur ya bir şeyler değişir:))
bu basligin cok yorum almasi da ayrica ironik :)
böyle bir yazıya bu kadar yorum… :) bu da gösteriyor ki; saçma konuların müşterisi daha çok..! biri böyle birşeyler yazıştırıp dursun artık sitede :)