
Bu ayki Birikim Dergisi’nin konusu oldukça ilgi çekici. Eğer bir kitaplığınız varsa, mutlaka edinin ve arşivinize koyun. Çünkü zaman zaman işe yarayacak güzel makaleler var içinde. Benim bu kadar ilgimi çekmesinin nedeni, derginin başlığındaki “Sol ve İlahiyat” ibaresinden çok, içerideki makalelerde Marx’ın, Rosa Luxemburg’un, Lenin’in ve bilumum devrimci abilerin/ablaların din üzerine söylediklerini ihtiva ediyor olması. Çünkü bugüne kadar pek de ortalarda görünmeyen pasajlardı onlar. Bilhassa, Marx’ın “Din afyondur.” lafını bilir herkes de, o cümlenin öncesinde söylediği, “Din, bu dünyanın genel teorisi, ahlâki müeyyidesi, yegâne tamamlayıcısı, teselli ve mazeretin evrensel temelidir.” şeklindeki cümlelerini ve devamında, “Dine karşı mücadele, dolaylı olarak ruhanî aroması din olan dünyaya karşı mücadeledir.” ifadesini bilmez.
Bugünkü Taraf gazetesinde de Roni Marguiles’in makalesi Birikim’deki yazıları destekler nitelikteydi. Marguiles, Lenin’in sözlerini taşırken sütununa şunları diyordu: “Sınıfsal mücadelenin verildiği bir yerde, ateizm propagandası yapmak en basitinden ihanettir.” Tarihteki örneklere bakıldığında da, Avrupa’da pek çok işçi sendikasının temelinde kilise cemaatinin mücadelesi yer alıyor. Bütün bunlar, bana şu soruyu sorduruyor hâliyle: Hani Marx ve avânesi materyalistti? Bütün bu anlatılan hikâye, tepeden tırnağa bir idealizm emaresi değil mi?
Bu sorunun başka temelleri de var; Marx’ın “Komünizm” ütopyası en basitinden bir “cennet” imgesinden farksızdır. Yine ona ait, “Bugüne kadar düşünürler hep dünyayı anlamaya çalıştı. Oysa onu değiştirmek gerekirdi.” cümlesi de bize onun ne kadar “idealist” olduğunu kanıtlar nitelikte bir cümle. Tarihte kiliseye karşı örgütlenmiş devrimlerin pek çoğunda, “True Belief” yani “Hakiki İnanç” ön plana çıkarılmadı mı? Martin Luther’in “reform” hareketleri bu bakımdan enteresan bir “arındırma” hamlesi. Guthenberg matbaayı icat ettiğinde ilk yaptığı için İncil basmak olması, insanların dini bilince “bireysel” gözden uyanmalarına vesile olmamış mıydı?
Peki bu materyalistlerle şiir arasındaki mesele nedir? Baştan beridir ifade ettiğim şey, şiirin üretim sürecinde “his” denilen olguyu anlamakla bağlantılanabilir. Romantik şairler, kelimelerin bir “ilham” ile geldiğini söylerler. Buradaki temel tartışma şudur: Nesnelerin varoluşları mı düşünceyi etkiler, yoksa düşünce mi nesnelerin biçimini dönüştürür? Bu materyalizmin de temel sorusudur. Marx’ın bir gün çıkıp da, “Hegel tersten bakıyor” dediği nokta da burasıdır. İdealizm düşüncesine sağlam bir tokat atan Marx, nesnelerin dünyasının, düşünceden önce olduğunu, dışsal varoluşun içeridekini önce etkilediğini savunur.
Madem devrimciler de yukarıda bahsedildiği gibi “idealist” idiler, neden materyalizm meselesi gündemde? Kilit noktamız da burası: Çünkü onlar dünyada varolan/varolacak bir cenneti arıyorlar. Bu sanıldığından önemli bir ayrımdır. Vahyin ve “dünya ötesi” anlamına gelebilecek bir mekansallığın varlığını kabul etmemek, insanı bu dünyanın “materyal” imkanlarına iter. Bu durumda, ister ilhamla yazsın, ister durduk yere kelimeler kalbine doğsun, materyalist felsefenin imkanlarıyla düşünen bir şair, her durumda materyalist bir şiir ortaya koyar. Dileyen bu şiiri kendi idealist/semavî amaçları adına yeniden yorumlayabilir, lakin bu şiirdeki materyalist çerçeveyi etkilemez.
Meseleyi, Şiir üzerinden özetlemiş oldum biraz; lakin pek tabi genel çerçevesiyle idealizm/materyalizm yazılarına bir “giriş” sayılabilir. Diğer yandan, bu çerçevede bir din felsefesi de tartışılabilir…
bugün 0, toplam 3 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- idealist şiir nedir













Merak ediyorum dinler olmasaydı materyalizm ve hatta ateizm olurmuydu?
Dinleri “Bu eylemler zevklidir, ama yaparsanız cehenneme giderseniz, uzak durursanız cenneti hakedersiniz” veya “inançlar insanları koyunlaştırmak için uydurulan hikayelerden ibarettir” gibi bir çok basit bir mantığa indirgendiği dönemde yaşadığımızı düşünürsek, bu gibi ateizm ve materyalizm gibi sonuçlar kaçınılmaz değilmidir? Günümüz anlayışındaki dinlerden kaçmak bile Marx’ı desteklemeye yeter.
Hiçbir etki altında kalmadan da (%100 benzeşmese de) dinlerin açıkladığı manada bir yaratıcı olabileceği sonucuna varır mıydı insan? Zaten mitlerde görülen tanrılarada benzer sıfatlar yüklenmemişmidir?
bir kaç not:
1. şiirde materyalist bir çerçeve yoktur, spritüel çerçeve vardır onu da Marx kabul etmez, bir şeye yanlış demez kendisi, metafizik der işin içinden çıkar zaten. Marx’ın ıskaladığı bu spritüel değerler insanın ve toplumun olmazsa olmazıdır ve bu değerleri yok saymak ruhu yok saymak insanı yalnızca bir et yığını olarak görmek değil midir? yani materyalist yaklaşımla insanı bir “nesne” olarak görme durumu var ki şiddetle karşısındayım. ki din vahye dayanıyorsa ve kendisi metafizik denilen her şeyi yok sayıyorsa ben marx üzerinden ruha dokunan şiiri nasıl değerlendirebilirim? Ki şiir istisnasız her toplumda bu spritüel yönü besleyen ana damarlardan biriyken. Marx’ın bir ideal devlet anlayışı olması onu “idealist” yapmaz, çünkü komunizmin temelleriyle birlikte hala materyalist ve pragmacıdır Marx. İşte burda “ideal devlet anlayışı”yla, “idealist düşünce”yi ayırmak ve farklı değerlendirmek gerekiyor. Roni de bunu söylemiyor mu?
2. kiliseye karşı yapılan reform hareketleriyle değişen şey sadece artık papazların değil de kralların dini otoritenin başına geçmesi ve her bir maddeyi kendi çıkarlarınca kullanmaları hatta kimi yeni kanunlar çıkarmış, kimi yasak olan şeyleri meşru kılmak adına dinde reforma gitmiş… Protestanlık, Katoliklik vs. hepsi başlı başına farklı din algıları içine girip baktığınızda. Buradaki arındırma değil, yalnızca kendi çerçevesinde kendi amacına uygun din geliştirmek ve karşısında durdukları şey papazların cennet vaadiyle insanları soyup zenginleşmesi üstelik incilde de bu yazmıyorken, yani parasız kalmaları bayım, oysa bunu bir zamanlar herkes destekliyordu çünkü işçi sınıfını kandırmanın tek yolu bu değil miydi, siz çalışın toplum yararına, Tanrı size cenneti verecek, peki ya sonra burjuva gelip koltuğa oturunca… yani din algısı aksine bireyselleşmiştir, toplu bir devinimden çıkmaya başlamıştır reformla, bu mezhepsel farklılıklarla birlikte. mesela Henry VIII’i hatırlayın tudors’tan.
3. Marx, hegel diyalektiğinde de, o nesneyi alıp kendi doğal ortamından soyutlayıp sanatçının nasıl yeniden diriltip farklı bir bağlama koyduğunu ve o nesnenin artık ilk ele alınan nesne olmadığını önceki yazımda söylemiştim, o halde ne marxı ne de hegeli bütünüyle şiir üzerinden değerlendiremiyorum çünkü ikisi de tamamiyle karşılık gelmiyor bu yaratım sürecine ki neden şiiri böylesi bir kulvara sokmaya çalışıyoruz onu da anlamış değilim.
“söylesen söz, söylemesen kara bağrına köz” derdi babaannem:)
Şiirin ayaklarını yerden kesmemek için diyebilirim son soruya.
Şairler çok soyutlanmış bir millet. Onları yere bastırıp, kirletmek istiyorum çünkü. Dünyayla barıştırmak istiyorum. Daha da fenası tarihselleştirmek istiyorum.
Maddelerin “ruhu” olduğunu sen düşünüyor olabilirsin; ancak bunu üretenin düşünüp düşünmediği, üretim sürecine girdiği zaman öyle bir “ilham” bekleyip beklemediği beni oldukça ilgilendiriyor. Mesela Turgut Uyar, ilhamla şiir yazılmadığını savunurmuş.
Ben de Roni’nin dediğini bir bağlama oturtuyorum zaten. Yani bu adamlar “idealist” değiller, bilakis “ideal” peşinde koşan dünyeviler.
:) herkes kendinden memnun benim gördüğüm kadarıyla. şairler bu hallerinden memnun, okuyucu da şiirlerden… evet, dünyayla değil ama kendileriyle barışıklar zaten.
maddenin ruhu olduğunu düşünmek değil bu. sadece, bakmak değil de görmek ve hissetmekle ilgili. şairlerin gördükleri her şeyi algılayış biçimleri herkesten çok daha farklı. tenekecinin her ayağımı dışarı attığımda ilk kez ayak basıyorum demesi de böyle biraz.
bir de bazı şairler vardır ki bir anda yazdıkları şiirler baba şiirler olmuştur, bazıları ise sadece bir kelime için on onbeş sene beklemiş ama nafile. yani ilham konusu biraz göreceli, mesela sezai k. idi yanlış hatrlamıyorsam şiirin onda dokuzu ilhamdır diyordu. şiirlerini okurken Turgut Uyar da bana hep, karşıma oturmuş konuşuyor hissi verir, sıcak ve samimi bulurum bu açıdan, ki zaten şair “samimi” olmak zorundadır, insana dokunabilmesi için. ilham konusu ise hala tartışılır, ben de çok takıldım burada, hala da bu konuda önüme çıkan en saçma sapan şeyleri bile okuyorum:)
Bilhassa, Marx’ın “Din afyondur.” lafını bilir herkes de, o cümlenin öncesinde söylediği, “Din, bu dünyanın genel teorisi, ahlâki müeyyidesi, yegâne tamamlayıcısı, teselli ve mazeretin evrensel temelidir.” şeklindeki cümlelerini ve devamında, “Dine karşı mücadele, dolaylı olarak ruhanî aroması din olan dünyaya karşı mücadeledir.” ifadesini bilmez.
Şu kısmı biraz açabilir miyiz?Tam olarak nedir o cümle? Ve kaynağı var mı? Çünkü ben de bilmiyorum .