Ridley Scott’ın yönettiği American Gangster için “Zenci Godfather” yakıştırması yapılmıştı. Filmin bir “baba” hikayesi olması dışında, her iki filmde de ortak olan şu yön var sadece: “Baba”lar istemeseler de girdikleri bu yolda, prensiplerini çiğnemek durumunda kalıyorlar. Ömürleri de bunun pişmanlığı ile son buluyor çoğunlukla. Bu nedenle de “dönüşüm” filmleri kategorisine giriyor benim açımdan. Karakterlerin, yaşadıkları olaylara bağlı olarak yaşadıkları dönüşümü oldukça düz bir üslupla ve güçlü imgelerle anlatması bir yana, bazı diyaloglarıyla insana “ulaaaan!” dedirtiyor. Ben ne zaman, “ulaaaan!” derim? Uzunca bir zamandır farkedemediğim bir şeyi farkettiğimde.
Amerika’nın Vietnam’daki savaşını kullanarak ülkeye yüksek ölçekte ve oldukça kaliteli uyuşturucuyu, adetâ sudan ucuza getirten “baba”, bir anda dikkat çekecek ölçüde zengin ve “güçlü” olduğunda şu sözle muhatap oluyor: “Başarı, düşman getirir!” Uyuşturucu dağıtımını İtalyanlar’ın elinden almış olması, sorgunun başındaki adamın bile garibine gider. Aslına bakılırsa, bizim “baba” tam da Amerikan işi çalışır. Oyunu kuralına göre oynar; maliyeti düşürür, dağıtım ağını genişletir, gerekli yerlerin gönlünü hoş tutar, dağıtım için “aileyi” kullanır. Ancak her filmde olduğu gibi “aile” içinden birisi çürük çıkar. Russell Crow’un oynadığı dedektif de bu sayede “baba”ya ulaşır.
Bizim dedektifin özelliği şudur: Polis de, mafya da kendisini pek sevmez. Hiçbir şekilde rüşvet almadığı ve parkta bulduğu 1 milyon doları getirip ofise teslim ettiği için polislerin gözünden düşer. Rüşvet almayan polis, mafyanın gözünde de güvenilmezdir. Ancak bu nokta tam da dedektifin en “ahlaklı” yanıdır. Benim izledikten sonra “ulaaan!” dediğim yer tam da buradaki boşluktan çıkıyor.
İyi bir karakter filmi olarak American Gangster, karakterlerin “özel” hayatlarını da açığa çıkarıyor. Dedektifimiz de karısıyla boşanma davası süreci yaşıyor bu sırada. “İyi bir baba ve koca” olmadığı için karısının boşanmak istediği bu “ahlaklı polis”, gerçekten de kadın düşkünü ve yaşadığı bölgenin karanlık adamlarıyla “çocukluk arkadaşı” olduğu için “aile” için de güvenilmezdir. Filmin sonlarına doğru, mahkemede karısının verdiği ayar da, bu nedenle çok önemlidir.
Der ki; “Sen rüşvet almadığın için cennete gideceğini sanıyorsun. Ama hayır, gitmiyorsun! Çünkü onun arkasına sığındığında, başka her şeyi yapabileceğini sanıyorsun. Seni ahlaklı yapan tek şey rüşvet almamak mı?”
Filmin verdiği en sağlam mesajın, “presiplerini yıkarsan yıkılırsın” olduğunu düşünenlerin aksine, bu sahnenin gerçekten de vicdanla yapılan sağlam bir hesaplaşmayı içerdiğini düşünüyorum. En azından kendimden bildiğim kadarıyla, gerçekten de arkasına saklandığımız “erdemlerimiz” bizi daha “ahlaklı” yapmıyor. Çoğunlukla, o kalkanın arkasında çürüyoruz. Sinemanın bu anlatım gücü, kurguyu karmaşıklaştırmadaki başarısı ve mahkeme sahnesinin “mekansal” olarak doğru yerde duruyor olması, American Gangster filmini de haliyle sanatın dehlizlerinde bir yere koyuyor.
bugün 0, toplam 5 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- russell crowe filmleri
- amerikan gangsteri













amerikan gangsteri ni maalesef ki vizyona gelmeden önce izlemiştim. “bu ne ya” dediğimi hatırlıyorum birlikte izlediğim arkadaşıma.
sanki “baba” serisinden ziyade, tıfıl al pacino nun scarface ine daha yakınmış gibi gelir bana.
zira “baba” daki brando da pacino da az biraz aristokrattır. bir çeşit “beyazmafya” yani.
ama scarface ve amerikan gangsteri ndeki adamlarımız harbiden sokaklarda yetişen, büyüyen, o kültürün bina ettiği birer karakterdir.
-şimdi, bu filmdekiler daha bir “bizdendir” dermişim:)-
ahlak açısından bakınca, filmde richy’nin karısının dediği şekilde “decadent” bir ahlak anlayışının iki farklı türü var. Richy parayle ilgili her konuda son derece dürüst ancak bir baba ve eş olarak, tinsel anlamda tam aksi. Frank ise “capita” için uyuşturu satarak her türlü ahlaksızlığa sebebiyet veriyor ancak kişilik ve yaşam tarzı olarak belli bir ahlaki çerçevesi var her ne kadar “ben de rönesans adamıyım” dese de.. yine de tek ahlaksızlık olarak görülen ve gösterilmeye çalışılan, filmin sonunda çözüldüğü gibi sadece polisin devlete yan çizmesi. Evet en büyük ve kabul edilemez ahlaksızlık bu, diğerleri zaten bir şekilde american dream’e giden yolda yaşanabilir meşru şeyler..