Yeni başladığım işimden ötürü sırtımda çanta geziniyorum İstanbul sokaklarında. “Lost” izlerken her daim özenirdim o adamların sırt çantasını alıp Ada’yı keşfetmelerine. Tak, kader önüme serdi bu fırsatı.
Öncelikle iğrenç ayrıntılar vereceğim. Deodorant kullanmazsanız, bir süre sonra kokarcaya dönüşebilirsiniz. Ada’da bu sorun nasıl çözülüyordu, şimdi daha çok merak ediyorum. Ayrıca güneşin altında o kadar yürüyünce, ıslaklık oranı sürekli artıyor ve en ufak rüzgarın bile öldürücü sonuçları olabiliyor.
Tropikal adada böyle sorunlar olmaz tabi, ama yine de nefes alıp vermenin bir süre sonra zorlaşması hususunda, hiçbir karakterin “Servet Çetin sümkürmesi” yapmaması ilgi çekici (Ben de sokak ortasında yapmıyorum tabi, ama en azından arada merkeze dönüyorum, elimi yüzümü yıkayıp açılıyorum). Gelelim hoş ayrıntılara…
Bir kere içine baya bir şey sığıyor: Bol bol kitap, defter, kalem, herhangi bir müzikçalar, şişe şişe su, cüzdan, kutu kutu sakız, fotoğraf makinesi… ihtiyaca göre daha bilumum eşya. Adeta yanında evini taşımak gibi bir şey. Şimdi ufak laptop’lar da çıktı ya, onlar da gayet “normal boyutlarda” bir sırt çantasına sığabilirler. Böylece, mobil bir “çalışan” olabiliyorsunuz. Otur bir kafe’de yap işini.
Yahut beklemeyle geçen durumlarda çıkar çantadan kitabını, oku okuyabildiğin kadar. Her türlü işlevselliğin dibine vurabilirsiniz.
Fakat işin ucunda, kaplumbağa gibi muamele görmek de var. Mesela Metrobüs’te, Otobüs’te, Tramvay’da… İnsanlar sizi artık “normal insan” gibi görmüyor. Siz yürürken kenara çekiliyorlar. Yol açıyorlar. Tabi sizin de bu muameleye cevap vermeniz, çok kalabalıksa içerisi çantayı sırttan ele çekmeniz gerekebilir.
Kapkaççılar için de çalması zor gibi duruyor. Sonuçta omuzda taşınan çantadan her açıdan daha farklı. Elde taşınanlara nazaran da daha güvenli. Ağırlığı iki omuza vermesiyle, dengeli bir duruş da sağlıyor. Tek omuzunuz düşük yürümüyorsunuz mesela. Boyun ağrıları yapabiliyor, lakin sırt için egzersiz olduğu bile söylenebilir.
Lost’taki tiplere siz de özeniyorsanız, alın sırt çantanızı, vurun kendinizi sokaklara…
[Ekran kararır ve bembeyaz bir LOST yazısı ekrana vurur]
bugün 0, toplam 0 defa okundu...













artık İstanbul sokakları yetmiyor bana , çantamı alıp bir karadeniz turuna çıkmak istiyorum, tatilin dibine vurmak istiyorum, kısaca dediğiniz gibi “lost olmak” istiyorum buralardan…:)
kıymetli ayasophia, evet genel olarak güvenli bir yöntem olsa da, ayakta dikilirken çantanın fermuarının açılıp içindekilerin aşırılabileceğini de unutmayasın sakın :)
efendim, sabancıdaki öğrenciler uzun zamandır kaplumbağa formunda yaşıyorlardı ama siz epeydir yurtta kaldığınız için unutmuşunuz herhalde :)
size yeni yaşam formunuzda başarılar dilerken, hasta olmamanız içinde yedek atlet taşımanızı öneriyorum. Malum çok terleyince değiştirmek güzel olabilir :)