yazan: mavikalem
Yazın bu sıcak aylarında günlerim yaz okulunda geçiyor. Yaz günlerini okulda geçirmek bir anlamda çok güzel. Arkadaşlarım okuldalar, ders yükü de az olunca günler gırgır şamata ilerliyor. Ama her ne kadar güzel olsa da, sonuçta okuldayım,bütün yılı geçirmiş olduğum yerde. hala tatil yapamamış olmanın verdiği ufak burukluk var. Öte yandan, benden başka tatil yapamayanlar da var. malum, yazın TBMM kapatılmadı, milletvekilleri işinin başında. Bunun sebebi ise, referandum. Efendim, anayasamız iyi değilmiş de, biraz balans ayarına ihtiyaç varmış da, balans ayarı yaparsak özgürleşirmişiz de falan filan. İşte bu falan filanları da halk seçsin dedi cumhurbaşkanı, demokrasiye olan inancıyla. Neyse benim derdim ne politikacılarla, ne cumhurbaşkanıyla, ne referandumla. Benim merak ettiğim, politikacıların bu referandum propagandası sürecinde söylediklerinin, kendilerinin iç sesinde ne meydana getirdiği. Hatta genellersek politikacıların iç sesi, dış sesiyle vokal yapacak kadar paralel mi?
Parti liderlerini ele alalım. Şimdi alsak, onların her birinin kalbinin ortasına bir dinleme cihazı koysak ve dinlesek ne konuştuklarını kendi içlerinde. Bazen, öyle oluyor ki, söyledikleriyle başkalarını bile inandıramazken,acaba kendi içlerinde gerçekten bir bütün olarak söylediklerinin arkasında durabiliyorlar mı? Siyaset bir çok işlevinin yanında biraz da blöf yapabilme, bir anlamda bir fikri, uygulamayı savunmak için, olaya meşru bir bakış açısı oluşturma işidir. Bunu yaparken ne hissediyorlar acaba. Kendilerine objektif bakabiliyorlar mı?
Biraz empati yapalım. Empati yapıyoruz madem, en afilisinden olsun, parti başkanı olalım hatta. Şimdi aldınız elinize mikrofonu, partinizin politikaları doğrultusunda bir mitingde konuşma yapacaksınız. Başladınız konuşmaya. İlk önce hazırladığınız konuşmaya sadık kalaraktan konuşursunuz, zaten konuşmada bile içinize sinmeyen taraflar varsa, bizim iç ses cihazı daha konuşma başlamadan yakalamıştır onları. Ama işin bir de doğaçlama tarafı var. Yani, konuşma esnasında (tabir-i caizse) gaza gelme, toplumsal heyecana kapılıp abartılı cümleler kurma gibi. Şimdi bu cümleleri söyleyen biz olduk ya, kendi adıma; bi düşünürdüm, söylediklerim bir sürü insana hitap etmeli, bunları söylerken bir daha düşüneyim diye. İstemediğim,inanmadığım bir cümleyi sarfettiğimde ise başımdan aşağı kaynar sular dökülürdü heralde. İçimden geçenleri yazmakla bitmez zaten. Bu işin kamuoyu var, içinde gazete muhabirinden köşe yazarına, televizyon yorumcusundan, STK sözcüsüne, diğer parti üyelerine ve en önemlisi halka dayanan bir kamuoyu. Şimdi herkes bu sözü konuşacak, ben daha kendi içimde inanmıyorum bu söylediğime, gel de savun şimdi,haftalarca arkasında dur. Ben yapamazdım. Yazıyı okuyanlardan ricam, yorum kısmına kendileri adına yaptıları empatinin sonucunda ne hissettiklerini yazmaları.
Kısaca, siyaset yapmak zor iş. Adama kendi doğrularının onaylamadığı şeyler yaptırır. Ama her şeye rağmen, politikacı olmak değil ama, bir süreliğine politikacıların iç sesi olmak isterdim. Kimi zaman nasıl da bas bas bağırmak istiyordur, kim bilir!
bugün 0, toplam 0 defa okundu...












