Son günlerde belki sizin de dikkatinizi çekmiştir, köpekler öğle saatlerinde park eden bir arabanın altında, ya da bir binanın gölgesinde baygın baygın uyur vaziyette bekliyorlar. Sıcak insanlardan çok şehirde yaşayan hayvanları vuruyor. Her tarafı betonlaşan şehrin ne temiz bir deresi, ne açıktan akan bir su kaynağı mevcut. Hayır için çeşme yaptıran insanlar da yok artık. Kediler, köpekler, güvercinler, serçeler de suya muhtaç bir halde bekliyorlar insanlar suculardan 50 kuruşa aldıkları sularını önlerinde dikerken…
Açlığa 1-2 hafta boyunca rahatlıkla dayanabilen bu hayvanlar, susuzluğa ise dayanamıyorlar. Yazın bir çok hayvan susuzluktan dolayı ölüyor ya da eziyet çekiyor. Bunun için yapılması gereken çok basit. Herkes kendi oturduğu yerde yoğurt kaplarının içine su doldurup, sokağına, caddesine bıraksın. İtiraf edeyim ben de bir türlü yapamadım. Hep aklımda ama bir eyleme geçemedim.
Hayvanların susuz kaldığını her duyduğumda aklıma gelen Osmanlı’da güvercinlere yapılan minik barınaklar… Köprü, medrese, camilere kuş evleri yapılması, hayvan sevgisiyle Osmanlı kültürünün nasıl beraber yoğrulduğunu gösteriyor.Hele Osmanlı’da sokak köpeklerini toplamaya çalışan devlete karşı birleşen ve sokak köpeklerini korumaya çalışan, devlet güçleriyle çatışan Osmanlı mahallelisi, ”Fifi”lerini sokakta gezdirince kendisini hayvansever zanneden elitist teyzelerimizden çok daha fazla hayvan sevgisini özümsemiş. Sadece tüyleri yıkanmış, parıl parıl parıldayan, hayvanları değil, sokakta pis pis dolaşan hayvanları, mahallesinin bir parçası, Allah’ın onlara bir emaneti olarak görmüşler. Hayvanlar toplatıldıktan sonra çıkan bir yangını, bu hayvanlara yapılan eziyetten ötürü başlarına gelen bir felaket olarak yorumlamışlar. Her neyse… Kısaca:
Yoğurt kapları+Su= Eziyet çekmeyen hayvanlar.
bugün 0, toplam 15 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- susuz hayvanlar
- susuz yerde insanlar
- suyun canlılar için önemi
- mor kafa güvercinler
- susuz canlılar ile yazı












