
Her yilbasi geldiginde ayni sorulari sorariz kendimize: Ne cabuk gecti yine bir yil daha? Yine mi yilbasi geldi? Nasil geciyor zaman yahu… Ya da herkesin birbirine sordugu en önemli soru: “Yilbasinda naapcan?”
Nedense hep bir hüzün cöker insanin üzerine, duygusallasir (en azindan benim icin öyle). Sonucta diger günlerden bir farki yok aslinda, ama belli bir tarih oldugu ve belli dönemin de sonu oldugu icin, o seneyle birlikte gidenlerin ardindan bakar kaliriz, hatirlariz…O yilin, ileride hep adi gecebilir cünkü, senesiyle hatirlariz hep: “95 senesini hic unutamiyorum, benim icin cok kötü bir yildi” , ya da “86 cok güzeldi”. O birtek yilin icine neler sigar bazen, ne hatiralar vardir. Bazense hatirlamak istemeyiz; dolayisiyla yeni baslayan yila baglariz umutlarimizi. Bir ‘umut günü’dür aslinda yilbasi…
Cocukken, ya da genc kizken, birileri “yeni yila nasil girersen, o yil öyle gecermis” dediginde, eger hasta ya da üzgün girdiysem ‘simdi bütün senem öyle mi gececek acaba’ diye düsünürdüm. Ya da cok mutlu girdiysem, hep öyle gececek diye umutlanirdim. Bunun uydurma ve cok sacma bir laf oldugunu zaman icinde ögrendim tabii ki. Öyle olsaydi, insanlarin büyük cogunlugu tüm seneyi vur patlasin, cal oynasin ve sarhos gecirirdi. Birde o gün mutlaka eglenme zorunlulugu varmis gibi bir baski olusur insanlarin üzerinde degil mi? Gicik bir durum aslinda. Zaten bazen sirf giciklik olsun diye , “yilbasinda naapcan?” sorusu soruldugunda , “valla..kac gündür yine ütüler birikti, onlari ütüleyip, tv de güzel birseyler varsa izlerim, yoksa dislerimi fircalar yatarim” diyesim geliyor(nihaha). Ama yok, amanin, birde bütün yil hergün ütü yapip dururmusum…maazallah.
Takvimlerde iki yaprak kaldi…
Ve koskoca 365 yapraklik takvimler bekliyor insanlari, her gün bir yaprak eksilmek icin….asil ‘yaprak dökümü’ bu iste…
Gülay’in cok sevdigim bir sarkisi vardir. Her dinleyisimde cok etkiler beni.
Takvimlerden haberin yok mu
Geçiyor yıllar
Bana küsmüş yüzüme gülmez
Zalim aynalar
Kimimiz yorgun,kimimiz vurgun,
Kimi isyankar
Acı gerçek bu ömrümüz bir su
Geçiyor yillar..
Vakit geç olmuş dönülmez yolmuş
Yürek bin pişman
Bundan böyle bana meyler dost
Geceler düşman
Hani nerde beklenenler
Medet umdum senelerce
Anılar hep dolu dizgin
Bana hayır yok gecelerden
Bu sarkiyi tanimayan varsa, tavsiye ederim… bir kez olsun dinleyin: http://www.youtube.com/watch?v=KgeLsdUunNE
Görüyorsun sevgili okur, hüzünlü ve duygusal mi, yoksa matrak bir yazi mi olacagina karar veremedim birtürlü. Sanirim bende hüzün daha agir basiyor her yilbasinda…belkide yaslaniyoruz sadece…
Gecen gün cok hosuma giden bir söz okumustum biryerlerde, yaslanmak deyince aklima geldi:
“Je älter man wird, desto ähnlicher wird man sich selbst.”
(Maurice Chevalier)
“Yaslandikca, insan kendine daha cok benziyor”
Ne hos…
Eski yilda yasanan tüm olumsuzluklari geride birakip, yeni yila güzel umutlarla girmenizi ve bu umutlarin gerceklesmesini diliyorum… sizler ve tüm dünya icin.
Güzellikler, mutluluklar nezaman nerden karsiniza cikacagi belli olmuyor… Umutlar hic tükenmesin.
Saglik, huzur ve sans getirsin hepimize… Mutlu olanlarinda mutlulugu daim olsun. (Cok mu klise laflar oldu yahu…ama valla samimiyim)
Amaaaa… Allah askina söyleyin. Yilbasinda naapcaniz? ;-)
bugün 0, toplam 5 defa okundu...













güzelim tombala oyunu da yılbaşının azizliğine uğruyor. olmaz olası bir şey. olmasa keşke.
Neden yaşlandıkça eğlenesimiz tutar ki?
Bir sene daha ölüme yaklaşmak?
Haydi vur patlasın çal oynasın. Nedir yani?
Fotoğraf çok çarpıcı,çok acıklı.
Kontes filmi geldi aklıma.
Yüzündeki çizgilere bakıp “zamanın güzelliğe saygısı olmalı” diyordu sinirli sinirli.
Yazı güzel, güzel de, fotoğraf bitirdi beni…