Sakin kafa sakin vücutta bulunur

“Tutkularını haklı çıkarmak için aklını küçük düşürmektense,
tutkularına bile bile boyun eğmek yeğdir.”
Jean Rostand

Taşra güzellemesi veya şehr-i şeytan

27 Şub 10 (0:47) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 8 yorum

köyAristo’nun şehri (polis) şimdiki haliyle bir çeşit kasabadır aslında. Antik Yunan’daki şehir devletlerde, bugünkü anlamda bir şehirlilik yoktur. Yine de kendi devirlerine göre, köylerden farkı ticaret, şehirler/uluslar arası iletişim ve işlenmiş bir malzemeyi ikinci kez işlemeye dayalı bir üretimdir çoğunlukla. Bunu, bugün de yaşadığımızı söylemek mümkün. Güncel Marxistler’in pek sevdiği şekilde söylersek; “Geç Kapitalizm” bir de buna ‘finans’ denilen meseleyi ekleyerek, para üzerinden para kazanma ve üretimin ‘sanallaşmasına’ yol açmayı eklemiş. Bütün bunları düşününce, “şehir” Faust’ta Goethe’nin şeytanla özdeşleştirdiği bir olguya doğru gidiyor. Nasıl ki Fransız köylülerinin savaş açtığı aristokrasi aynı zamanda kültür ve sanatı motive ediyordu; şehir de öyledir. Ruha hitap eder…

Devil’s Advocate (Şeytanın avukatı) filmini seyredenler, Al Pacino’nun oynadığı şeytan karakterinin en önemli meziyetini bilir: İnsanın ruhuna hitap edebilmek! Tarihsel bir arkaplanı var yani şehirdeki “fısıltıların” aslında şeytanla özdeşleştirilmesinin. Zaten Marx’ın ütopyası olan komünizm de, pek de şehirli bir görüntü çizmez. Lakin, o dönemde şehrin Sanayi Devrimi sonrası şehir olduğunu belirtmek gerekir. Misal, Aristo da şehirden yanadır ve felsefe şehirde gelişmiştir; fakat faize karşıdır muhterem.

Şehir kültürünün “şeytan” ilan edildiği yerde, masumiyetin yekpâre biçimde taşraya itilmesi de kaçınılmazdı. Mesela bir alışveriş merkezine doluşmuş binlerce kişi birbirini tanımıyorsa ve bu atomik-bireye evrilmenin bir koşuluysa, taşra bunun tam tersiydi. İnsan, ilk elden üretim yapıyordu öncelikle. Yabancılaşma etkileri minimum hissediliyor, deniyordu. Modernizm ve ruhta açtığı yaraları tedavi etmek, taşrada mümkün olmalıydı. Ancak bu, tek yöne bilet almak gibiydi. Taşraya gidip orada “huzur” bulan bünyenin orada ne yapacağı, oradan döndüğünde ne yaşayacağı ya da dönüp dönmeyeceği pek üzerinde durulan bir husus değil.

Taşranın beklendiği gibi olmadığına dair erken Cumhuriyet romancılarından iki örnek vardır: Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Orhan Kemal. Şu sıralar Kanal D’de dizi olarak da yayınlanan Hanımın Çiftliği ve benzeri birkaç romanda Orhan Kemal, taşradaki insanların hiç de “mazbut” bir yaşam sürmediklerini, şehirdeki entrika, kötülük ve kopukluğun farklı biçimlerde kendini gösterdiğini anlatır. Yakup Kadri’nin çöküşü daha ideolojiktir. Köylünün “milletin efendisi” olamayacak kadar Yunan Mitolojisine uzak olduğuna üzülür mesela Yaban’da. Köylünün cahilliği ilk kez bu kadar net fark ediliyordu.

Bu sefer şehrin ya da merkezin efendileri farklı bir kod geliştirdi: Feodalite. Buna göre, köydeki pre-modern (modern öncesi) yaşam biçimi, insanların “birey” olamayışı, üretim mekanizmasının şekillendirilmemiş olması, köylüyü “geri” bırakıyordu.

Peki köyden şehre gelenin sıkıntısı? O daha fena işleniyordu aslında. Sanki taşrada hiç fırsatçılık yokmuş, orada gayriahlakî durum hiç vücut bulmamış gibi şehre adımını atanın “kuzudan kurda” geçiş süreci aktarılıyordu. Bir yönden “ileri” giden bünyenin, bir başka yönden “geri” gidişi resmediliyordu. Şehrin gayriahlâki, itibar edilmez, insanı insanlıktan uzaklaştıran gibi sıfatları her daim olmaya da devam edecektir. (Bu arada Mehmet Altan’ın “Kent Dindarlığı” kitabını tavsiye ederim.)

Yazı uzamış farkında olmadan… Daha önce pek çok kez söylediğim şeyi bir kez daha söylüyorum: İnsan her yerde insandır. Önce ve bizzat. Ardından koşulların başkalaştıran etkisi gelir; günah aynıdır, sadece biçimi değişir.

Bu yazı ayasophia tarafından yazıldı;

ayasophia – yayınlanmış 211 yazısı bulunmaktadır.

31 Temmuz 2008'de "Batman'in Sarsılmaz Karizması" başlıklı yazısıyla sakinkafa.com ailesine katılan "ayasophia", sosyal bilimci olmanın getirdiği bakış açısını yazılarına yansıtmış, birikimleriyle sitemizin "Kültürel Köşe"sinin bel kemiğini oluşturmuştur. Editörlerimizden "ayasophia", halen ulusal bir gazetede meslek hayatını sürdürmekte, popüler konular üzerine yaptığı sosyolojik çıkarımları ile ilgi çekici yazılara imza atmaktadır.

Tüm Yazıları

.

bugün 0, toplam 5 defa okundu...

Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar

  • goethe şeytan var olmadığına inandırması
  • şehir ve köy

Bunu okuyan bunları haydi haydi okur:

  • Taşralı Olmak (İstanbulu Sev(e)memek – 2) (1)
    İflah olmaz bir taşralıyım gal...
  • Kurbağa Şehir (0)
    Uyuşukluğun tavandan sıçradığı...


sakinli(n)k beğenme ve paylaşma servisi:


“Taşra güzellemesi veya şehr-i şeytan” için 8 yorum. Var mı arttıran?

  1. sahidüş | 28 Şub 10 (23:40)

    “şeytanın en önemli meziyeti”, kendi yokluğuna inandırmak, değil midir:)

  2. ayasophia | 1 Mar 10 (0:15)

    pazartesi’leri size yaramış :))

  3. sahidüş | 1 Mar 10 (13:29)

    o özellik bizzat şeytanın avukatı’ndaki bir replikten öğrenildi:) pazartesiler yaramaz mı, diğer bütün günler gibi onun da katkıları var elbette:)

  4. persephone | 5 Mar 10 (17:48)

    “şehir” genelde modern romanlarda insan bilincini simgeleyen bir metafor olarak kullanılıyor ve her şeyiyle bizimle birlikte akan bir “bozbulanık çeşme” gibi. ama taşra daha çok gizemli, ne olacağını önceden kestiremediğimiz böyle karanlık bir tarafıyla aklımda hep. yani şehir tüm renkleriyle ortada, ama sanki taşrayı gidip keşfetmek gerekiyor bizzat görüp, içine girerek. yoksa hiç bir şekilde kollarını açmıyor, saklıyor bütün gizemini.

  5. ayine | 6 Mar 10 (19:41)

    replik “Şeytanın Avukatı”nda değil de “Olağan Şüpheliler”deydi sanki.

  6. ayasophia | 7 Mar 10 (1:53)

    aslında replik değil o da, filmde şeytan’ın (Al Pacino) konuştuğu kadınların ruh halidir o biraz…

  7. sahidüş | 8 Mar 10 (13:57)

    olağan şüpheliler’deki dialog şöyleydi yanlış hatırlamıyorsam:
    dedektif, gözaltındaki aciz verbal kint’e (kevin specey), kaiser soze’yi neden vurmadığı ile ilgili sorular sorar. kint de soze’nin şeytan olduğundan bahisle “şeytana arkasından nasıl ateş açarsın. ya ıskalarsan?” der.

    şeytanın en büyük oyununun, kendi varlığını unutturması bilgi/vurgusu şeytanın avukatı’nda yapıldı gibime geliyor hâlâ:)

  8. ayine | 8 Mar 10 (14:18)

    yüksek müsaadenizle:

    “Who is Keyser Söze? He’s supposed to be Turkish. Some say his father was German. Nobody believed he was real. Nobody ever saw him or knew anybody that ever worked directly for him, but to hear Kobayashi tell it, anybody could have worked for Soze. You never knew. That was his power.
    —The greatest trick the Devil ever pulled was convincing the world he didn’t exist.—”

    kaynak: http://en.wikiquote.org/wiki/The_Usual_Suspects

Yorum yazmaca








  • E-Posta Adresiniz:

    sakinkafa.com RSS Servis Müdürlüğü


  • Sakinkafa Motto ServisiSakinkafa TVPopüler Kültürden İkonlarAnca LafÇocuklardan Radikal SorularBomba EsprilerimZamana İsyan Eden ŞarkılarZamanın İsyan Ettiği ŞarkılarMıymıyın Tırişkadan Tantanalarıekşi gözlük
  • sakin down 10

    • VPEK-6 Halkbank’ta Kuyru.. (1)
    • Schmidt ve bazi seyler hakkind.. (1)
    • Mikrodalga Fırında Çarşaf Kuru.. (1)
    • Kadinlar, alis-veris ve cinnet.. (1)
    • Abartınca oluyor mu? (1)
    • Sakinkafa Haberleşme Aparatı (1)
    • 1. Kaffa Lympics: “İlk t.. (1)
    • Time’ın İkinci Sakinkafa.. (1)
    • “derdest” (1)
    • Güdümlü Terlik ve Fikirlerin B.. (1)
  • google & sakinkafa

    • israil
    • biyik birakmak icin
    • celal tan ve ailesinin aşırı acıklı hikayesi indir
    • 90lar çizgi film isimleri
    • al pacino sözleri
    • lugano
    • türk yemekleri
  • sohbet muhabbet

    • Nohut: Küçücük çocuğa tokat mokat denir mi öle ayıp!:(
    • rumuz: ah ah birde atılan terlikleri bilseydi yavrucağız sayma yetisini hepten kaybederdi...
    • ayasophia: ben orhan pamuk’un herhangi bir karakterinin o mertebede bir âşık olamayacağını...
    • Konstantiniyye: Belki de tüm anlamlandırmalar Rüya’da ve Rüyayla anlamlandığı için öldürür...
    • arda: bence kar tatilindeler :)
    • eda: kişi kendisiyle başbaşa kaldığında varoluşunu hatırlaması tefekküre girmesiyle oluyorsa...
    • DOLPHIN: Yorumum genel olarak tüm sakinkafa yazarlarına… Sayın Sakinkafa yazarları bu...
    • burcu: fıkra gibi olmuş, Devran’ın başka maceralarını bekliyoruz :)
    • ayasophia: aslında insan bir yerde uzun süre kalınca, ister istemez “yalnızlıkR...
    • ayasophia: çocuk çok yanlış biliyor…
    • eda: yaklaşık 4-5 aydır sessiz sakin takip ediyorum siteyi, bu yazı sessizliğimi...
    • psikopat1301: tüm teknolojiler acık o yuzden siege onaer lerde war
    • bakın: inanmıyomusunuz ejderhalara ve mitolojiye bakın zayıf noktaları iç kısımlarıdır azının içi...
    • şULE BAYAR: merhaba millet anadolu yakasından en iyi nasıl gidilir
    • serdal: bende o ikizleri kelime kelime yazarak googledan bi şekilde bulmaya çalıştım tşk ederim...
  • sakinkafa yazarları

    • Araksi (8)
    • ayasophia (211)
    • ayine (160)
    • başkaparmak (39)
    • dilinkemigi (49)
    • ereces (10)
    • faith no more (27)
    • floridian (19)
    • herangibiri (20)
    • kirpininmordikeni (16)
    • kuzeydeki güney insanı (14)
    • mor paspas (106)
    • nisan (8)
    • Nohut (261)
    • Ortason (47)
    • pera (20)
    • persephone (36)
    • sahidüş (16)
    • Sakin Kafa (193)
    • segah (56)
    • Sizden Gelenler (136)
    • yolcu (4)
    • yulimeka (59)
  • Giriş


    Kullanıcı Adı | Kayıt Ol
    Parola | Hatırla



  • Oyun
© 2008 - 2011 Her Hakkı Mahfuzdur · sakinkafa.com · Müsekkin Marka
Sitemiz 29 Eylül 2011 tarihinden bu yana kişi tarafından ziyaret edilmiştir. İlginize teşekkür ederiz.