Evde bulduğu yuvarlağımsı her şeyi kafasının üzerine koyarak simit satmaya çalışan ve ‘itçiii’ diye bağıran bir kuzenim var. Sevindiği zamanlar ‘ya yaaa ya yaaa’ diye çığlıklar atıyor. Geçen gün parkta sallanırken tüm çocukları bu muhteşem sesiyle hipnotize etti. Onun dışında kimseden ses çıkmıyordu, en sonunda yaklaşık 3 yaşlarında bir kız ‘Anane, bu ne diyor?’ diye sordu. Yaşlı teyze geniş bir gülümsemeyle bana bakarak ‘Kardeş şarkı söylüyor yavrum’ dedi. Ben de ona gülümsedim ve ‘ya yaa, ya yaa’ naraları bize fon oldu.
Eve geldiğimizde benim pilates yapışımı taklit etmeye başladı zilli. Önce bir paspas buldu yaydı yere, sonra popo üstü bıraktı kendini. Kollarını sağa sola sallamaya başladı. Nefes alıp verişimi de ‘öff, öff’ sesiyle taklit etmeyi başardı. İlerleyen günlerde de elinde paspas odalarda beni aradı, ‘gel, gel’ dedi. Bu oyun –aslında pilates- aramızdaki bağı kuvvetlendirdi.
İlk öğrendiği kelime ‘mama’ olmuştu. Şimdi de karnı acıktığında mutfağa koşarak gidiyor ve önce eli giriyor içeriye ‘mama, mama’ diyor. Sonra da ne bulduysa yiyor. Acılı kokoreç bile yiyor, önce ağzı yanıyor ‘off, off’ diyor. Sonra tekrar istiyor. Eğer birisi ona sormadan bir şey yemeğe başladıysa vay haline. Sahilde beraber yürürken bir aile gördük. Kız çocuk tost yiyordu. Bizimki hemen gitti kızın yanına elini uzattı ‘mama, mama’ dedi. Kız da annesine söyledi. Annesi koparıp bir parça verdi bizim zilliye. Ben de bu arada ‘yok canım, sağolun gerek yok, biz alırız’ falan diyorum ama olan oldu. Bizimki mutlu, şapır şupur yiyor tostunu.
Dün gece uykusu gelmiş vızıklandığı bir ara düğmelerimle oynuyordu. Ben de ‘mama kızım onlar’ dedim. Önce şüpheyle baktı sonra eliyle koparmaya çalıştı. Başaramayınca düğmeleri dişleriyle koparmaya çalıştı. Kıkırdamaktan kendimi kurtararak kandırdığım yavrucuğa mutfaktan jelibon verdim. Tüm poşeti bitirip ağzına attı, sonra onları çiğnemeye çalıştı. Boş poşeti de elimden alıp mutfaktaki çöpe attı. Ayağını basıp açtığı için onu da bir oyuncak sanıyor, eğleniyor. Zaten annesi bir yerlere giderken yanında oyuncak götürmüyor. Kendine oyuncak yaratma konusunda başarılı bir bebek. Anneme aldığım saksıyı da ters çevirip tabure yapıyor, oturuyor, saksı altlığı da tahmin edileceği üzere simit satma işinde kullanılıyor.
Hoplaya zıplaya, tek hecelik kelimelerle hayata tutunmaya çalışıyor.
Öyle sıcak ki gülüşü, ellerinin yumuşaklığı, uykulu gözlerinin bakışları, boynunun kokusu…
Tüm yavrular böylesine saf iken ne oluyor bize de bir koşturma içinde kaybolup küsüyoruz hayata. Büyümek nasıl bir şey, neden nasıl tüketiyor bizi?
Oysa ne güzel şey bir salıncakta neşeyle sallanmak…
“ya yaa, ya yaa”
bugün 0, toplam 2 defa okundu...













çocukların bu “tek heceli” dönemleri ile biz büyüklerin “çok sesli, çok heceli” dönemleri bazen aslında aynı yaştaymışız hissi verebiliyor. bir türlü büyüyemeyen büyükler de, aslında tek heceye inseler, farkın olmadığını anlardık galiba :))
basligi gorunce çince’yle alakali bi seyler beklemistim, tek heceli kelimeler, çin çan çon, hay hoy fon falan :)