Günümüzde bazı meslekler yüceltildikçe yüceltiliyor, tabulaştırılıyor. Tiyatrocular mesela. Tamam çok zengin müreffeh bir hayat sürmüyorlar belki ama, manevi olarak o kadar şişiriliyorlar ki… Eninde sonunda yaptıkları iş sahnede bir karakteri canlandırmak. Bu da bir emek işidir, bir çalışmadır, yetenektir eyvallah ama sonuçta marangozluktan şundan bundan pek de farkı yoktur aslında. Bir meslektir, çalışırsın, yaparsın. “Aydınlık Türkiye’nin aydınlık insanı” “Büyük düşünce insanı” “Parlak bir zihin” falan değilsindir. Başka tiyatro metinlerini okumak, üzerine konuşmak sizi aydın, her konuda görüşü alınması gereken vs. biri yapmaz aslında. Basbayağı teknik bir iştir tiyatro.
Üniversite de ben de tiyatro yapmıştım, o zaman tiyatro festivallerine giderdik, tiyatrocularla içiçeydik. Kendisini önemli zanneden, önemli bir şeylerle uğraştığını sanan insanlarla doluydu gerçi oralar ama bakınca hepsi de pek bir kolpaydı.
Bu genç tiyatrocu arkadaşların ortak özelliği, politik olarak “muhalif” duruşlarıydı. Ama bakınca hepsinde aynı ya da benzeri muhalif duruşu rahatlıkla görebilirdiniz. Yani fabrikasyon bir muhaliflik… Hafif sosyalist, Özal-Tayyip Erdoğan gibi liberal açılımları olan liderlere nefretle bakan, büyük bir çoğunluğuyla Kemalist, az biraz feminist, bir de tabi sarhoş:)
Bir festival için oyundan önceki gece 9 Eylül Üniversitesi’ne gelmiştik. Gece dinlenip sabah iyi bir performans sergilemek istiyorduk. Diğer üniversiteden arkadaşlar sağolsunlar içki şişeleriyle gelmiş, bizi içmeye davet ediyorlardı. Bir de öyle rahatsız edici bir bağırış ve sırıtmayla yapıyorlardı ki…
Ulan dedim, siz misiniz aydınlık Türkiye’nin insanları. Geldik buraya entellektüel bir ortamı tatmak için ama siz baya sosyalleşme, kız tavlama, hava atma sanatı olarak kullanıyorsunuz tiyatroyu. Sahnede arz-ı endam edip, boyunuzu gösteriyorsunuz. Sonra da duyarlılık, Brecht, sanat, politika diye artistliğinizi bir de entel kimlikle taçlandırıyorsunuz. Akşam akşam içki içip bir de günaha giriyorsunuz. Gidin tövbe edin, annenizin babanızın yanına gidip biraz insanlık öğrenin.
“Ulan” diye düşünüyorsun sonra “ben de mi sosyalleşme, hava atma için yaptım acaba tiyatroyu…” Yok canım diyorsun tabi, hafif bir gülümsemeyle. “Benim ne işim var hava atmada, sosyalleşme çabasında.” ve ekliyorsunuz: “Ben aydınlık Türkiye’nin tabuları sorgulayan aydınlık insanıyım.”
bugün 0, toplam 30 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- tiyatro ne demek
- aydınlık yolda ilerlemek
- aydınlık yolda ilerlemek ne demektir
- tiyatro demek
- tiyatro demek;













nohut çok güzel bi konuya parmak basmış. hakikaten televizyonda hangi tiyatrocu konuşsa konu döner dolaşır sözde sefil hallerine gelir. sanki tiyatroculuk uğruna, başka insanları yaşatma ve kendileri için ise sefilliği kabul etme tercihi yapmışlar sanırsınız. ya da yaşadıkları yer türkiye değil,herşey çok düzgün, her işn hakkı veriliyo veya bu ülkede asgari ücretle aile geçindiren insanlar yokmuş gibi…
ben zaten tiyatro sevmem, çok yapmacık…
evet ya, bütün çabalarıma rağmen sevemedim tiyatroyu. yapmacık, samimiyetsiz bişi. ha bi de çok bağırıyorlar, korkuyorum. bin yılların sanatını da yerlere vurdum iki dakikada.
tiyatro hayattır.. :P
öhöm… eleştirmek ne de basit. Ne kadar da taraflı ve çelimsiz. Herkesin fikirlerine saygı duymak lazım elbet. Ama kimsenin emeği de göz ardı edilemez. Her toplumun içinde iyileri, kötüleri, dincileri, dinsizleri, körleri, sağırları, birbirlerini ağarlayanları olduğu gibi burada da var. Yokluklarından zaten söz edilemez. Hayat karşıtlıkların çatışması üzerine kurulu. tiyatro bir sanattır. Bir marangozun kendi işçiliğini ortaya koyarak yaptığı bir sandalye ya da benzer bir şey de sanattır. bilmiyorum kime nasıl insanlar denk geldi bu tiyatro camiasında ama benim karşılaştığım herkes bir marangozun sanatçı olduğu kanısındaydı. Genelleme yapmak o kadar anlamsız ki bu açıdan. Kimi kendini beğenir, kimi alçak gönüllüdür. Bu bir doktor olabilir, bir MARANGOZ olabilir, belki de bir hiçtir. Tek bir kimseyi ya da tek şeyi yargılamak da çok saçmadır kanımca. Tiyatronun yapmacık olduğu konusu ise tamamen kuyruk acısından ibarettir.(!) Her oyuncunun olması gereken kimliğe girmesi ‘yapmacıklık’sa eğer hangimiz yapmacık değiliz? Ayrıca, şu saçma dediğiniz tiyatro Tanzimat döneminde toplumun bilinçlenmesi açısından çok büyük fayda sağlamıştır. Tabii bir de araştırmak, görmek, bilmek lazım.
Eğer bir işçinin ya da marangozun emeğini savunuyor ve suistimal edilmemesi gerektiğini söylüyorsanız yani emege saygınız varsa aynı hassasiyeti bir tiyatrocu için de göstermelisiniz. Göstermemeniz sizin yapmacıklığınızdır. Ya da insan ayrımı yahut sınıf ayrımıdır!
‘Dünya bir sahnedir yalnızca birer oyuncu olan kadınların ve erkeklerin sahneye girip çıktığı. Ve tek bir insanın ömrü boyunca pek çok rol oynadığı’
benim bi kuyruk acım yok. sevmiyorum sadece. yapmacık, samimiyetsiz demem de bana öyle geldiğinden. yoksa iyidir kötüdür tartışılır tabi (tartışıyoruz zaten) ayrıca oyunculuk sadece tiyatro oyunculuğu demek değil.
Burada bahsedilen şey tiyatro olduğundan ve eleştirilen de tiyatro oyunculuğu olduğundan konu da tiyatro oyunculuğu. benim savunduğum durum da zaten emeğe saygı. Bu her zaman söylenen klişe bir sözdür fakat burada bir marangozun emeğine saygı gösterilmediğinden yakınan bir kaç kişi bu sefer de bir tiyatrocunun sanatını hiçe sayıyorlar. Yoksa zevktir değildir; o kısmı hepimizi aşar.
işin emek boyutunu ben de söyledim. evet tiyatro bir iştir. bir emektir. ama devlet politikasıdır, sosyal meselelerdir, gidip fikri alınması lazım gelen kişiler değildir. pek çoğu itibariyle sahnede iyi durmaktan başka pek bir şeye yaramayan insanlardır tiyatrocular. bunu da küçümsemek için söylemiyorum. işleri sahnede iyi durmak zaten. ama sanatçılara atfedilen değer, sanata, tiyatrocuya sahip çıkmayı gelişmişlik olarak algılayan zihniyete karşı yazdım yazıyı.. marangoz, ya da tesisatçı ya da tiyatrocu farketmez. iş işte.. bir metni, sahnede canlandırma işi.. ne aydınlık birisin sen, ne ahkam kesmeye hakkın var her konuda ey tiyatrocu.. işine bak.. sahnede harikalar yarat..
eleştirmek ne de basit. Ne kadar da taraflı ve çelimsiz.
ayrıca böyle bir girişle başlamak da direk bel altı çalışmak. sevmem böle çalışmaları. ama tiyatronun yaptığı eleştirinin basit, taraflı ve çelimsiz bir sosyal eleştiri olduğu konusunda hem fikirim..
tiyatro eleştiri yapmaz. Eleştirmek için yoktur. Sanattır. Dönem dönem toplum sorunlarına değinip ‘sanat toplum içindir’ düşüncesini oyunlarında kullanır sadece. Bu da eleştirme amaçlı değil, kötü görünen bir şey hakkında toplumu bilinçlendirmek üzerinedir. Nitekim bir tiyatrocu tek olarak ele alınamaz. Tiyatroda önemli olan oyundur. Tiyatrocuyu bir kimse olarak ele almak tamamen kişiliğe dokunmaktır. Bu da tiyatro çatısı altında eleştirilemez, bu eleştiri tiyatroya endike değildir.
Bel altı anlayışına göre değişir dediğin.
tiyatro sanat değildir demedim ben hiçbir zaman. hatta beni bugüne kadar en çok etkileyen metinlerin başında da shakespeare’in metinleri gelir, ama onların sinema uyarlamalarını her zaman daha çok sevmişimdir. o ayrı.
tiyatro emektir ve emeğe saygı duyarım. ama ben tiyatronun kendisini yapmacık buluyorum. sahne, oyuncu ve seyirci ilişkisi bana bir atmosfer hissi vermiyor. belki benim öküzlüğüm ama olmuyor işte.
ayrıca yılmaz erdoğan’ın bütün oyunlarını da DVD’den izledim o derece :))
Lütfen tekil olarak üzerinize alınmayın dediklerimi :) Ben tiyatro üzerine yazılmış bu YAZIyı eleştiriyorum.
nohut’a gelen eleştiri bana yapılmış sayarım!!!!1111
ayrıca bkz. ironiden anlamayan nesle aşina değilim.
ben tiyatroyu değilde, tiyatrocuların kutsanmışlığına kılım. zaten bi sanat dalını nası eleştircen ki? bir sanat olarak tiyatro büyülü gelir bana ama sadece estetik olarak. ne gelişmişlikle bağdaştırırım tiyatroyu. ne de tiyatrocuya şöforden, web tasarımcısından daha çok değer veririm.. tiyatroyu da yaygınlaştırmaya çalışmanın gereksiz bir iş olduğunu düşünürüm.. sahnede oynanan bir metni izlemenin insanlar için çok önemli olduğunu sayan görüşü elitist bulurum. suratına tükürürüm.. devam ederlerse, tiyatrolarına da laf ederim. burunlarından da getiririm:)
bel altı dedim. çünkü eleştirmek ne basit, çerimsiz diyorsun.. senin eleştirin içinde aynı şeyler geçerli olur o zaman.. boş laf yani o giriş..
ayrıca farkındasın inş. yazı tiyatro ile ilgili diil. tiyatrocularla ilgili yazılmış. tiyatrocuların tutumunu, onlara gösterilen önemi eleştirmişim. ne de iyi etmişim. çok da doğru dedim ya:)
İyi de sen tiyatrocuyu tiyatroyu ön plana çıkararak eleştrimişsin. Eyvallah iyi etmişsin de ben de bunu yapamazsın diyorum. fizik kurallarına aykırı!
Yazıya da istediğim gibi girerim, boştur doludur sana kalmış. (bkz. parametrik piskoloji)
Üstelik tiyatro oyuncusu kutsaldır. Bunlar tiyatroya başlamadan önce vaftiz bile edilir. Öyle kutsaldır yani. İçlerinde bir ışık vardır ki sorma.
tiyatrocular insandır.
insanlar da domates gibidir.
büyüğü, küçüğü, eziği, sağlamı, hormonlusu, doğalı, iplisi, ipsizi vardır elbet. olmalıdır.
biz de 9 eylüle turneye gitmiştik ve o ‘tiyatrocular’ bize mükemmel bir kordon yürüyüşü önermişlerdi. yürüyüp izmirin güzelliğini görerek içimizi ısıtmıştık.
tiyatro oyunculuğu ve marangozluk ikisi de sanattır. fakat ‘kutsallık’ incelendiğinde tiyatro önde gelir. çünkü içinde öğreticilik barındırabilme kapasitesi daha fazladır. eğitmenlik hep kutsal olarak değerlendirilmiştir.
“öğrenmenlik kutsal meslektir”
nitekim bugün hangi öğretmenle konuşsanız o da siz e maaşların azlığından başlayarak dert yanacaktır. günümüzde hangi insana dokunsanız bunu işiteceksiniz. tiyatrocular göz önünde olduklarından bunu onlardan daha sık duyarız.
televizyonda sokak röportajlarına bir bakın. mikrofonu kapan “emeğinin karşılığını alamadığını” söyler.
bir de bu sanatın farklı bir boyutu var. sanatçı her zaman ‘egosu yüksek’ bir varlıktır. “İnsan kendini beğenmezse çatlar, ölürmüş.” herkes bildiğini iddia ettiği alanda ahkam kesmeye heveslidir. geçen gün bizim marangoz -tesadüfen konuya da uyumlu bir örnek oldu- kapıya taktığımız kapı kolunu eleştiriyordu. “bu buraya uymamış, kapının tipine hiç gitmemiş” dedi. yani bu her şeyi bilme hevesi her alanda var.
insanın kendini beğenmesi, olduğu yerden memnun olmaması, sürekli maddi manevi kendini tatmin etme çabası insanın yaşamının ilerlemesi sağlayan temel içgüdülerden biri olan “kendini aşma içgüdüsü” dür.
her insanda bu içgüdü vardır. kiminde az kiminde çok…
sanatçı her zaman egosu yüksek bir varlıksa, iyi ki sanatçılık meziyetleri bende yok. Benim sanatçı olarak düşündüğüm kişiler de aslında serbest meslek erbabı.
Kendini diğer insanlardan üstün gören sanatçı eğitimci olamaz. Çünkü söylediklerini insanlar benimsemez. Konuyla ne kadar alakalı bilinmez, şöyle bir hikaye biliyorum:
Zamanın birinde bir imam ve imamın oğlu varmış. Oğlu da babası gibi imam olmak istiyormuş. Bir gün babasından izin alarak hutbeye çıkmış ve bir saat kadar vaaz vermiş. Fakat cemaatte hiç tesir uyandıramamış. Bunun üzerine ertesi gün babası hutbeye çıkmış ve sadece şunlar söylemiş, cemaatte gözleri yaşlanmayan kimse kalmamış: “Bugün çorbamı içecekken nereden geldiğini anlayamadığım bir fare çorbaya girdi ve onu pisletti, ben de aç kaldım. Demek ki bir hatam vardı, Allah da beni bu şekilde cezalandırdı.” Hutbeden inip şaşkın şaşkın bakan oğlunun yanına gitmiş ve demiş ki: ” Sen hep onların hatalarından bahsettin, ben kendi hatalarımı söyledim.”
Madem insanlar birbirine benziyor, sanatçı kendini eleştirsin. İnsanlar kendilerine ait bir şeyler mutlaka bulurlar.(Kötü anlatımım için kusura bakmayın, bunu yazarken bile çok zorlandım:))
bir sanat dalını yapan tüm bu insanlara bir anda “sarhoş” diye sıfat takmak nasıl bir mantıktır anlamadım.
ayrıca bütün laikler yada sanat ile uğraşanlar sarhoş olarakmı geziyolar yada sahneye çıkıyorlar. ha hacılar :)