Trene Koşan Çocuk

trene-kosan-adamGünlerden bir gün, evimden okuluma gitmek için saati belli bir banliyö trenine yetişmeye çalışıyordum. Tabi trene gitmek için minibüs kullanmak zorundayım. (İstanbul gibi bir yerde, bir yerden bir yere gitmenin bedeli benim için ortalama 2,5 araç oldu ömrüm boyunca). Biraz geç de kalmışım. Binmem gereken minibüsü kaçırdım. Çünkü ıslık çalmayı bilmiyordum. Ömrüm boyunca özendim minibüsün arkasından ıslık çalan adama.

Trene yetişmem artık bir mucizeydi. Minibüsten indikten sonra at gibi koşmak zorundaydım. 2 senede 1 spor yapan bir adam için verilmesi mantıksız ama içinde bulunduğum durum itibariyle verilmesi mecburi bir karar verdim. Evet, koşacaktım…

Minibüs durağa yaklaşırken ceplerimdeki cüzdan, telefon, bozuk para, silgi, hesap makinesi gibi tüm ıvır zıvırları sırt çantama boca ettim; ayakkabılarımın bağcıklarını çözüp sıkı bir şekilde yeniden bağladım. Hatta abartıp, çoraplarımı da çektim, koşarken ayaklarımdan çıkmasınlar diye. Ve işte sevgili okur, artık benim için bir maraton mesafesi olan o yolu bir deparla aşmaya niyetliydim.

Minbüsün duruşu benim için start tabancası olmuştu. Minibüsten atlayıp umarsızca koşmaya başladım. Doğrudan deparla başladığım bu yol insanlar ve arabalarla doluydu. Hepsini aşmak zorundaydım. Evet aşıyordum ama bacaklarım isyan ediyordu, “dur” diyordu. Bense hızımı daha da arttırıyordum. İstasyona yaklaştığımda trenin gelmekte olduğunu farkettim. Bu acı sahne karşısında ümidimi kaybetmedim. Daha da hızlandım ama aşmam gereken alt geçit her şeyi daha da zorlaştırıyordu. Ve evet! Alt geçitteydim ancak tren de hareket etmek üzereydi. Son gücümle merdivenlerden çıkabildim. Trenin kapıları kapanmak üzereydi ama kalan birkaç metrelik mesafeyi aynı hızımla devam edersem rahatlıkla trene yetişebilirdim. Hiç beklemediğim birşey oldu…

Trenden bana “hadi yetiş be oğlum” der gibi bakan yolcuların desteği bile ikna edememişti bacaklarımı. Alt geçitten çıktıktan sonra attığım ilk adım, bacaklarımın sonu olmuştu. Benim iradem dışında, bacaklarım kendini bıraktı ve ben yere yığıldım. Evet belki nefesim ve hevesim yeterliydi ama bacaklarım “yolun sonu” demişti. Olduğum yere yığıldığımda tren hareket ediyordu. Kapıları henüz kapanmakta olan trenden teyzelerin “aaaa!” seslerini duyabiliyordum. Herkes bu yarışı kaybettiğimi düşünürken, istasyon görevlilerinden biri düdüğüyle treni durdurdu. Evet! Hakettiğimi düşünmüştü. Ben elimden geleni yapmıştım ve artık demir araba bana saygı göstermek durumundaydı. Yarı sürünür halde trene doğru hareket ettim. Yolculardan birkaçı beni kapıda karşılayıp koluma girdi ve bir yere oturttu.

Avutulmuş bebek gibi mi hissetmeli, onca insanın önünde yığıldığım için utanmalı mı, yetişmenin huzurunu mu yaşamalı, bilememiştim. Ben de hepsini yaptım: Utana utana sevindim ve gurur duydum. Tutmayan bacaklarıma kalıcı bir kötü hal gelecek diye bütün gün telaş yaptıysam da bir şey olmadı. Ve o gün atların nasıl çatladığı, evden erken çıkmanın gerekliliği, sadece gazla bir yere kadar olduğu gibi garip şeyler öğrendim. Bacaklarım tam trene binecekken iflas etmediği için çok şanslıyım.



İlginizi çekebilecek başka yazılar

  1. Okuldan kaçıp inşaatta sigara içen çocuk
  2. Anca (kendindenkandırmacalı) Laf 11 “Bizim çocuk hiperaktif, çok zeki maşallah”
  3. Bir gün, bir gün, bir çocuk…

“Trene Koşan Çocuk” için 13 yorum. Var mı arttıran?

  1. Nohut | 3 Tem 09 (8:44)

    Bir solukta okudum yazını…

    http://www.sakinkafa.com/linc-edilmekten-kilpayi-kurtuldugum-an/

    yazın kadar heyecan vericiydi.. Budur ya!

    Heyecanı çok iyi vermişsin, hele son anları bir film gibiydi.. Sabah sabah iyi geldi..:)

  2. herangibiri | 3 Tem 09 (8:54)

    aslında sakinkafa trene koşan çocuk iyi bir kısafilm olabilir:)
    sanki kararını,umudunu ve finalini izliyorum; ve en son trendeki teyzelerin yanında ben de aaa! diyorum..:)

    gerçekten o an insanı bir izlenme duygusu kaplıyor, hani şöyle bir şey midir:

    mesela ben otobüslerin arkasından o kadar çok koştum ki(farklı değil)
    içimdeki sese uysaydım hiçbir zaman onlara yetişemezdim..:)

    2.şey:) otobüsleri hep kovaladığımı ve beni izleyen kötü gözlerin olduğunu filan… tabi amacına ulaşınca hiçbir şey olmamış gibi yola devam ettiğini…

    geçmiş olsun sakinkafa.

  3. Sakin Kafa | 3 Tem 09 (15:13)

    aslında el birliğiyle bir kısa film yapabilirdik haftasonları akşamları uğraşıp. böyle bir workshop olayına girsek çok hoş olacak. çok güzel hikayeler var şu sakinkafanın içinde (sitenin içinde yani. kendimi kastetmiyorum)

  4. herangibiri | 3 Tem 09 (15:48)

    istanbul mümbit bir toprak.. yeter ki ‘gören göz’ tabii bir de kayıt için güzel bir kamera..
    bir de zaman tabi ki mekan..:)
    gören gözler bir araya gelir, sakinfilmi kurar!! ve onurla sunar:)

  5. byesc | 3 Tem 09 (17:42)

    kissadan hisse kismini bilhassa basarili buldum. “atların nasıl çatladığı, evden erken çıkmanın gerekliliği, sadece gazla bir yere kadar olduğu”
    atlar yorulduklarini bilmezlermis, o yuzdenmis catlayasiya kosmalari. bir ideale kilitlenmis insanin da tipki at gibi yoruldugunu farketmemesi de ordan mulhem.

  6. ayasophia | 3 Tem 09 (19:05)

    o zaman sevgili sakin kafa; “ne zaman motor diyoruz?” :)

  7. Sakin Kafa | 4 Tem 09 (0:30)

    önümüzdeki veya bir dahaki haftasonu ??

  8. ayasophia | 4 Tem 09 (0:49)

    pazar günü nohut’la çalışacaz galiba, sen de gelsene :) hatta dileyen yazarlarımız ve okuyucularımız da gelsin. taksim’de falan buluşalım… sakinfilm stüdyosu iftiharla sunsun :)

  9. dilinkemigi | 4 Tem 09 (1:03)

    Valla pazar günü bana uymaz ama tam bir ay sonra bir haftaligina oradayim, ozaman bogazda benle bulusmayan kafalar ne olsun?:)

  10. Nohut | 4 Tem 09 (1:20)

    aya sosyal demokratliin tuttu bak.. Sakin sakin caliscaz nie cairiosun bu guzide insanlari:) arkadaslar gelmeyin sakin aya isten kaytarmak icin sizi kullanio yapmamiz gerekenler var aya ile.. Saygi.. (zaten gelen mi var dediinizi duyar gibiyim)

  11. ayasophia | 4 Tem 09 (1:33)

    ben işten kaytarmak değil bilakis işi büyütmek istiyordum. bundan herkes faydalanacak :)

    bu arada sevgili ayşe ablacım, tam bir ay sonra burada olursam neden olmasın :)

  12. Vedat Özdemiroğlu Kompleksi : Sakin kafa sakin vücutta bulunur | 4 Tem 09 (8:42)

    [...] kadar bu yeni algılama biçimiyle gül gibi geçiniyorduk, ama Sakin Kafa’nın dünkü “Trene Koşan Çocuk” yazısından sonra bu Vedat Özdemiroğlu hali iyiden iyiye benliğimi sardı. Dünden beri [...]

  13. persephone | 4 Tem 09 (17:59)

    Dizlerin bağı çözülmesi psikolojik bir şey sanırım , ben de bir keresinde vapuru kaçırıp festivalden biletini bir ay önce aldığım kadıköydeki filme(Maria Antoinette) yetişeceğim diye az koşmamıştım, bir süre sonra ayaklarımı hissetmeyince kalmıştm yolun ortasında oysa uzun süre koşabilmek konusunda ihtisas yapmış biriydim:) görevliye de az çene çalmamıştım vardığımda ama sonuç nafile…sonra oturup Maria’nın dediği gibi uslu uslu pastamızı yemiştik:) anlayacağın seninki gibi başarılı olamadı bu benim koşu, kutlarım seni sakin kafa!yine de binebilmişsin ya o trene helal olsun!

Yorum yazmaca