Sakin kafa sakin vücutta bulunur

“Tutkularını haklı çıkarmak için aklını küçük düşürmektense,
tutkularına bile bile boyun eğmek yeğdir.”
Jean Rostand

Türkiye’de Televizyonun Kısa Tarihi

3 Oca 09 (12:09) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 4 yorum

Televizyon izlemeye ne zaman başladım hatırlamıyorum. Fakat henüz uzaktan kumanda icat edilmeden önce, yani “oğlum kalk da bir kanalı değiştir” denildiği zamanlarda, hatırlıyorum evde bir televizyonumuzun olduğunu. Sıklıkla izlediğimizi. Doksanların ikinci yarısında da galiba, uzaktan kumandalı olanından almıştı babam eve. Teknoloji konularına doğuştan yetenekli olan abim de hemen kanalları kurcalayıp kurmuştu televizyon sistemimizi. Birinci kanalda TRT1 olurdu, sonra sırayla TRT’ler devam ederdi. Beşinci kanal, StarTV oldu sonra. Altıncı kanal da haliyle, Kanal6. Bu sıralamaya, yedinci sıradan ShowTV girdiğinde, Türkiye’de bir şeyler değişiyordu da kimseler farkında değildi sanırım. Bizim televizyonun Sekizinci kanalı bir zamanlar HBB idi. Farklı ve kendi şahsına münhasır bir kanaldı kapandı sonra. ATV ve KanalD’nin dokuz ve onuncu kanal olması da 90′lar henüz bitmemişti ki vuku buldu.

Bu tarihsel sıralamayı hep önemli bulmuşumdur, kafamda televizyon meselesini çözümlerken. Bir anda ve o kadar hızla arttı ki evimize girip çıkan program ve insan sayısı, artık takip edemez haldeydik. Türkiye televizyonları hızla gelişirken, tabi Kablolu Yayın veya Uydu yayını sayesinde yabancı kanallar da misafirimiz olmaya başladı. MTV, gençlerin müzik piyasasını geri dönülemez biçimde etkilerken, EuroSport ile artık dünya sporunu izleyebiliyorduk. RTL’i, Almanca bilmediği halde izleyebilen bir kitleye dönüşmüştük. BBC’de yahut CNN’de haber görüntüleri izleyip, dünyadan bîhaber kalmamaya gayretliydik. Ülkemiz, Soğuk Savaş’ın ardından kapitalizm ile tanışmaya devam ederken, değişiklikler tahmin edilenden daha hızlı olup bitiyordu. Televizyonda artık Brezilya dizileri, diğer Pembe diziler, müzik programları, sabah şekerleri, ucuz Amerikan filmleri, yabancı şovlardan kesitler, ‘talk show’lar, şaka programları, yarışma programları, belgeseller, açık oturumlar… ve daha nice konsept gözümüzün önünden ışık hızıyla geçip gidiyordu.

Bütün bunların hayatımıza nasıl etkiler bıraktığını saptamak için önce enkazın kaldırılması gerekir sanırım. Enkaz, toplumsal dönüşümlerde izlenebilir ancak. Televizyon sadece zarar vermedi elbette topluma ama, yaşattığı bir travmadan bahsedebiliriz. Özellikle, bugünlerde televizyonların fenomeni haline gelmiş, diziler ve şov programları üzerinden de olsa, bir değişim sürecine bakmakta fayda var. Şimdi benim yaşıtım olan nesle sorsak herhalde, Süper Baba efsane bir dizidir. Sıcak Saatler, ilk aksiyon dizilerimizden, Deli Yürek ilk mafya klasiğimiz ve Tatlı Kaçıklar da ilk sit-com komedi türümüzden bir örnek olarak akıldadır. Şimdilerde o kadar çoğaldı ki türler ve dizi çeşitleri, hangi kanala elimizi atsak, birazcık drama, ucundan bir komedi, olmadı hafif gerilim ve polisiye, ama illa ki bir aşk dizisi bulmak kolay. Televizyonun izlenilip geçilen bir alet olmasından dolayı da, “pür-dikkat” seyirciye tahammülü yok bu dizilerin. Toplamda kırk dakikalık bir konu, iki saate yakın bir sürede, yavaş yavaş, hani çay arası çerez kıvamında, yahut yemek yerken bir yandan dinlenebilecek bir durumda veriliyor ekranda.

Her şey yüzeyselliğe hapsedilmiş durumda bir bakıma. Şov programları, hani gavurun “reality shows” dediği hadise de bu bakımdan, oldukça içler acısı. Ekranlarda “insanlığından çıkmış” halde bulunan bir takım yarışmacıların yahut sosyal deneklerin, değişik ceza-ödül çizelgesi gereğince, adeta kukla gibi oradan oraya oynatılması da, sanırım durumu özetler. Burada sıkıntılı olan şey, ekrana yansıyanların “gerçek” olmaması en baştan. Fakat bu “sahteliğin” gerçekten daha da gerçekmiş gibi lanse edilmesi de cabası. Türkiye’de yaşayan ev kadınlarının pek çoğunun televizyon dizileri yüzünden, kurgusal duygular içinde hapsolduğunu ve gerçeklerle bağlarının giderek zayıfladığını biliyor muydunuz? Yazılmış senaryoların, gerçek hayattan daha da gerçek olarak, ama daha da yüzeysel olarak ortaya konması da insanların “yeterlilik” çıtasını iyice düşürmüş durumda. Filmlerdeki yahut dizilerdeki gibi bir aşk yaşamak, oradaki gibi sevgili olmak, yahut aile bağlarını oradaki gibi kurmak artık yeterli hale gelebiliyor.

Neticede, amacı para kazanmak olan bu yapımların, bir yerinden acayip zarar verdiklerini söylemek zor değil. Televizyonun, ailenin baş misafiri olarak her gün, aşağı yukarı her evde izleniyor olması da, bu zararın ne kadar yaygın olduğunun bir göstergesi. Böylesine önü alınamaz hale gelmiş bir aletin de, toplumsal anlamda bu kadar kabulle karşılanıyor olması daha da içler acısı. Hani diyoruz ya, “isyan edelim” bir şeylere… İşte önemli bir nokta, önemli bir hedef. Televizyon dünyasının acayipliğine dair iki güzel filmle baş başa bırakıyorum sizleri: İlki “Confessions of a Dangerous Mind”; sıra dışı bir televizyon yapımcısının hayatını anlatıyor. İkincisi de “Man on the Moon”, Jim Carrey’in canlandırdığı ve Televizyon tarihinin en orijinal karakteri olan Andy Kaufman’ın hikayesi. Bizdeki kısa televizyon tarihi ile, ABD örneğini paralel gözlemleyebilmek için güzel bir fırsat.

Bu yazı ayasophia tarafından yazıldı;

ayasophia – yayınlanmış 211 yazısı bulunmaktadır.

31 Temmuz 2008'de "Batman'in Sarsılmaz Karizması" başlıklı yazısıyla sakinkafa.com ailesine katılan "ayasophia", sosyal bilimci olmanın getirdiği bakış açısını yazılarına yansıtmış, birikimleriyle sitemizin "Kültürel Köşe"sinin bel kemiğini oluşturmuştur. Editörlerimizden "ayasophia", halen ulusal bir gazetede meslek hayatını sürdürmekte, popüler konular üzerine yaptığı sosyolojik çıkarımları ile ilgi çekici yazılara imza atmaktadır.

Tüm Yazıları

.

bugün 0, toplam 138 defa okundu...

Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar

  • türkiye\de televizyonun tarihçesi
  • turk televizyon tarihi
  • türkiyede televizyon tarihi
  • türkiye televizyon tarihi
  • televizyonun kısa tarihi

sakinkafa der ki: \"Benzer yazı yoktur, Beğenilen yazı vardır\"

  • Dandik tezahüratlar (184)
    Nereden çıktı bu tezahüratlar ...
  • Nefes Filmi (89)
    İlk defa kuzenim H. ...
  • hola dünya (78)
    Açılışı Gülben Ergen'in şarkı ...
  • Nasa (75)
    NASA Ulusal Havacılık ve Uzay ...
  • İletişim ve Reklam (68)
    Reklam vermek için e-mail: yoy...


sakinli(n)k beğenme ve paylaşma servisi:


“Türkiye’de Televizyonun Kısa Tarihi” için 4 yorum. Var mı arttıran?

  1. birisi | 3 Oca 09 (13:30)

    vizontele’yi şehit haberini verdikten sonra gömmeli, yolumuza sinema ile devam etmeliydik :)

  2. uçurtma | 3 Oca 09 (14:56)

    :) evet yazın yüzümde gülümseme oluşturdu. ben de o kumanda oluş zamanlarına denk geldim.Hey gidi günler diyor insan. Gerçi dört senedir tv izlemiyorum ama aynen devam ettiğini tahmin ediyorum. Televizyon: zaman yutma makinası ama yineden anıları anımsamak hoştu. Kalemine güç, kuvvet:)

  3. Nohut | 28 Eyl 09 (16:26)

    Abi ne yazılar varmış sitede benim unuttuğum..

  4. sefa | 12 Oca 10 (20:21)

    superrrrrrrrr

Yorum yazmaca








  • E-Posta Adresiniz:

    sakinkafa.com RSS Servis Müdürlüğü


  • Sakinkafa Motto ServisiSakinkafa TVPopüler Kültürden İkonlarAnca LafÇocuklardan Radikal SorularBomba EsprilerimZamana İsyan Eden ŞarkılarZamanın İsyan Ettiği ŞarkılarMıymıyın Tırişkadan Tantanalarıekşi gözlük
  • sakin down 10

    • VPEK-6 Halkbank’ta Kuyru.. (1)
    • Schmidt ve bazi seyler hakkind.. (1)
    • Mikrodalga Fırında Çarşaf Kuru.. (1)
    • Kadinlar, alis-veris ve cinnet.. (1)
    • Super Mario Rampage (1)
    • Abartınca oluyor mu? (1)
    • Hayattan Notlar… (Bir de.. (1)
    • Sakinkafa Haberleşme Aparatı (1)
    • Katil bahcivan! (1)
    • 1. Kaffa Lympics: “İlk t.. (1)
  • google & sakinkafa

    • en dandik site
    • v olfied oyna
    • rüyalari kontrol etmek
    • tekerlekli iskeleler
    • karın ağrısı gaz ne yapılır
    • mona lisa şifresi
    • al pacino sözleri
  • sohbet muhabbet

    • Nohut: Küçücük çocuğa tokat mokat denir mi öle ayıp!:(
    • rumuz: ah ah birde atılan terlikleri bilseydi yavrucağız sayma yetisini hepten kaybederdi...
    • ayasophia: ben orhan pamuk’un herhangi bir karakterinin o mertebede bir âşık olamayacağını...
    • Konstantiniyye: Belki de tüm anlamlandırmalar Rüya’da ve Rüyayla anlamlandığı için öldürür...
    • arda: bence kar tatilindeler :)
    • eda: kişi kendisiyle başbaşa kaldığında varoluşunu hatırlaması tefekküre girmesiyle oluyorsa...
    • DOLPHIN: Yorumum genel olarak tüm sakinkafa yazarlarına… Sayın Sakinkafa yazarları bu...
    • burcu: fıkra gibi olmuş, Devran’ın başka maceralarını bekliyoruz :)
    • ayasophia: aslında insan bir yerde uzun süre kalınca, ister istemez “yalnızlıkR...
    • ayasophia: çocuk çok yanlış biliyor…
    • eda: yaklaşık 4-5 aydır sessiz sakin takip ediyorum siteyi, bu yazı sessizliğimi...
    • psikopat1301: tüm teknolojiler acık o yuzden siege onaer lerde war
    • bakın: inanmıyomusunuz ejderhalara ve mitolojiye bakın zayıf noktaları iç kısımlarıdır azının içi...
    • şULE BAYAR: merhaba millet anadolu yakasından en iyi nasıl gidilir
    • serdal: bende o ikizleri kelime kelime yazarak googledan bi şekilde bulmaya çalıştım tşk ederim...
  • sakinkafa yazarları

    • Araksi (8)
    • ayasophia (211)
    • ayine (160)
    • başkaparmak (39)
    • dilinkemigi (49)
    • ereces (10)
    • faith no more (27)
    • floridian (19)
    • herangibiri (20)
    • kirpininmordikeni (16)
    • kuzeydeki güney insanı (14)
    • mor paspas (106)
    • nisan (8)
    • Nohut (261)
    • Ortason (47)
    • pera (20)
    • persephone (36)
    • sahidüş (16)
    • Sakin Kafa (193)
    • segah (56)
    • Sizden Gelenler (136)
    • yolcu (4)
    • yulimeka (59)
  • Giriş


    Kullanıcı Adı | Kayıt Ol
    Parola | Hatırla



  • Oyun
© 2008 - 2011 Her Hakkı Mahfuzdur · sakinkafa.com · Müsekkin Marka
Sitemiz 29 Eylül 2011 tarihinden bu yana kişi tarafından ziyaret edilmiştir. İlginize teşekkür ederiz.