yazan: pascal
Yetenek bir çeşit Allah vergisidir, Sonradan kazanılmaz. O sizin içinizde bir yerlerdedir. Ancak üzerine gider, doğru kullanırsanız, gelişerek olgunluğa ulaşır. İşte bazı insanlar bu yetenekle dünyaya geliyor, fakat geliştirmeyi değil onu son damlasına kadar tüketmeyi seçiyor. George Best’ de bunlardan sadece biri.
1960-1970 döneminde İngiliz futboluna damgasını vurmuş, aslen İrlandalı bir futbolcuydu George Best. Zamanın Manchester United teknik direktörüne bir telefon geliyor ve “Galiba 15 yaşında bir dahi buldum.” deniyordu. Nitekim 17 yaşında bu takımda oynamaya başlayacak, takımın 7 numara efsanesini başlatan isim olacaktı. 1963-1972 yılları arasında kırmızı şeytan olarak mücadele verdi, ta ki 27 yaşında bu klüpten kovulana dek. Kovulma nedeni ise klüp tarafından “Devam eden alkol problemi, maçları ve antrenmanları kaçırması “ olarak açıklandı. Çok yetenekliydi, hızlıydı, kıvrak çalımları ve oyun zekası vardı. Kırmızı forma altında 137 gole imza atmıştı ancak bir profesyonel ve örnek bir futbolcu olmaktan çok uzaktı.
Zamanında ve sonraki yıllarda çoğu otorite, O’nun Pele’den ve Maradona’dan daha yetenekli olduğunu düşünüyordu. 1968 yılında Avrupa’da yılın futbolcusu seçilmişti, 2004 te yayınlanan “yaşayan en iyi futbolcular” listesinde İrlanda’nın tek temsilcisiydi. Sir Alex Ferguson “Best, tartışmasız futbolumuzun ürettiği gelmiş, geçmiş ve gelecek en yetenekli futbolcuydu” diyecek, Gordon Mcqueen “Futbol oynamıyordu, şiir yazıyordu ve bizlerde dinlerken kendimizden geçiyorduk” sözleriyle hayranlığını belirtecekti. Ancak Best; yeteneğini tüketmeyi, yani altın yumurtlayan tavuğu boğazlayarak ağır ağır öldürmeyi tercih etti. Onu az çok tanıyan çoğu kişinin, ismi geçtiğinde ilk hatırladıkları kadın ve içki tutkusuydu. Aslında, “1969 yılında, bir keresinde, alkol ve kadınları bırakmıştım. hayatta geçirdiğim en berbat yarım saatdi” diyen birisi için bu tutkudan çok bağımlılık demekti. Hatta bir muhabire saldırmaktan dolayı 3 ay boyunca hapis de yatmıştı. Bu vukuatlı hayat tarzıyla futbol bir arada fazla yürümedi ve 27
yaşında Manchester’dan ayrılışı ile verimli yılları da son buldu. İkinci sınıf Birkaç takım dolaştıktan sonra futbolu bıraktı; ancak bağımlılıklarını, futbol kadar kolay bırakamadı. Alkol sorunu O’nu hastanelik etmiş, karaciğer nakli ile ancak kurtulabilmişti. Zaman zaman parasal problemler yaşamış; 2003 yılında, aldığı “Avrupa’da yılın futbolcusu” ödülünü de satmıştı. Ömrünün son dönemi hastanelerde geçmiş, tüm vurdum duymazlığına rağmen hayranları yardım kampanyaları düzenlemiş ancak 2005 kasım ayında hayata gözlerini yummuştu.
Karizmatikti, zengindi, yakışıklıydı. Birçok insanın olmak istediği yerde duruyordu. “paramın çoğunu alkole,kadınlara ve hızlı arabalara harcıyorum, geri kalanını ise savuruyorum” diyecek kadar hayatla dalga geçiyordu kendince. Bir otel odasında görevli tarafından, şarap şişeleri ve zamanın dünya güzeli ile sızmış bi vaziyette görüldüğünde “George, yanlış giden nedir?” dendiğini, belki de gülerek anlatıyordu. Ancak madalyonun diğer yüzü farklıydı. Yıllar sonra, ölüm döşeğindeyken çekilen fotoğraflarının altında kendi ağzından “Benim gibi ölme” yazısı okunacaktı. Kendini tüketmeseydi soyadı gibi “Best” olabilirdi. Ancak O; en iyi olmayı değil, geriye ibretlik tablolar bırakmayı tercih etmişti.
bugün 0, toplam 6 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- george best manchester united ayrılışı














Bu ibretlik hayat öyküsünü bizlerle paylaştığın için teşekkürler pascal. Adam harbi yemiş kendini.
Ne güzel yazmışsın.. Okurken insan dalıp gidiyor. Bu editörün seçimi olayı iyi oldu. Eskide kalmış bu gibi yazıları seçip bulursanız çok süper olacak..:)