
Bizim yağmurdan korunmak için kullandığımız şemsiye(ki yağmurda şemsiyesiz dolaşmak ayrı güzelken); ilk olarak Mısır, sonra Roma ve Çin’de kullanılmaya başlanıyor, lakin yağmurdan değil, güneşten korunmak için. Zaten “şems”( güneş)ten geliyor “şemsiye“, “umbrella” da Latincede gölge anlamına gelen “umbra” kelimesinden.
Henüz yaz mevsiminin başlarında olmamıza rağmen sıcaktan bunalanlar ve bilhassa işi gereği günün en sıcak zamanlarında ofis dışına çıkmak zorunda kalanlar için moda tasarımcılarına birkaç önerimiz var:
“Çalıkuşu” yahut “Katibim”deki kadınların kullandığı kenarları fırfırlı şemsiyeler yaz koleksiyonlarına eklensin acilen, “Elizabeth Bennet”inki gibi sade ama zarif, upuzun elbiseleri tamamlayan birer aksesuar olarak. Fonksiyonelliği ön planda tutarak, hem estetikten ödün vermeden…
Not: “Şemsiye” demişken, Ali Ural’ın bu isimde bir yazısı vardı “Yangın Merdiveni”nde ve “şemsiye”, “yağmur”, “şemsiye satan adam” üzerinden, esasında bunlarla hiç te ilgisi olmayan bişeyden bahsediyordu.
bugün 0, toplam 5 defa okundu...













Şöyle futuristik biçimde montlardaki fermuarlı gözden çıkan şapkalar gibi, elbiselerden falan şemsiyecikler çıkabilir.Elbisenin abiye veya spor olmasına göre fırfırlı yada daha düz model şemsiyeler eklenebilir kanımca. Neden olmasın ?
Kesinlikle güzel fikir. Iyi oluyor bu semsiyeler. Hem bazi durumlarda korunmak icin de yararli oluyor. (Duyan da beni Bronx’un arka sokaklarinda geziniyor sanacak) :)