Üretim teknikleri deyince benim aklıma atölye gelir. Ustaların, makinaların başına geçip üretim yaptığı mekân. Kimi freze tezgâhında çalışır, kimi pres makinasında, kimi tornada. Aralarında iş bölümü vardır, birbirleriyle uyum içinde çalışırlar. Üretimin sonunda da işçiler için ekmek parası, patronlar için kâr, müşteriler için ürün çıkmış olur. Herkes memnundur. Çok düz bir mantık olsa da, dünyada milyonlarca insan bu yolla hayatta kalmayı başarabilmektedir. Laf yerine iş üretmek onların kurtuluşudur. Dünyaya da faydalı birer birey olabilirler böylelikle.
Bu insanlar ne için yaşarlar? Tabi ki kimsenin tek gayesi ortaya mükemmel bir iş çıkarmak değildir. İşçiler içinse zaten bu imkansızdır. Aldıkları azıcık maaşla bu işi severek yapmaları beklenemezdi zaten. Yine işçileri ele alalım, evlerine para götürüp ev ahalisinin yüzünü güldürmeye çalışırlar. Barınma ihtiyaçları için kira verir, doyunma ihtiyaçları için yiyecek alır, eğitim için de defter kitap filan alırlar. Bir işçi bütün bunları niye yapar? Sevdiği insanların yüzünü güldürmek için, ya da bana öyle geliyor en azından. Onları mutlu etmek hayatının amacıdır. Çok da güzel bir amaçtır. Bir insanın yapabildiği ölçüde insanlara yararlı olmasının nesi kötü ki. Daha fazla bilgi birikimine sahip, elinde daha çok imkan olan insan da çevresindeki daha fazla insana yardım etmelidir aynı mantığa göre. Bu iş dünyayı kurtarmaya kadar gider. Benim bu dünyadaki amacım da sevdiğim insanlarla beraber mutlu yaşayıp, onlara yeterince faydalı olabilmek. Bunu en iyi nasıl yaparım diye düşündüm(aslında düşünmedim ben pek düşünmem böyle şeyleri, kendiliğimden oldu). Ben, mutlu olmak için yaşıyorum, insanlara faydalı olmak da beni mutlu yapıyor. Çoğu insan da böyledir heralde, o zaman ben, onlardan faydalanmalıyım! Şaka tabi:) Onların amacı da mutlu olmaksa, ben onlar için elimden geleni yapıyorum. Burada yazı yazma nedenim insanlara faydalı olmayı istemek. Hayattan soğutma kelimesini de çok yerinde kullanmışım hiç farketmeden. Ben olumlu bir insan olmak için uğraşırken, olumsuzlukları eleştiriyormuşum.
Işıklı ayakkabılar çağımızın (ya da 20. yüzyılın diyelim) en büyük başarısı değildir kuşkusuz. Pazarlama stratejisi tarafından bakarsan olaya, ticari bir başarıdır. Başka değişik açılardan bakarsan belki bir deccaldır! Çocuğun gözünden bakarsan, o sadece bir oyuncaktır ama. Ayakkabı olup ayağını koruyan bir nesne olmaktan daha çok oyuncak olmaya yakındır. İşte bu yüzden, bir insan ışıklı ayakkabıya kızarak nefretini harcamamalı bence. Dünyada zaten yeterince nefret edilecek şey var. Öleceğimizi bile bile ölüme huzurlu gitmenin nesi kötü? Hayatı sorgulamam ben, sadece mutlu mesut yaşamaya, insanlara faydalı olmaya çalışırım. Küçükken ben de hayatı sorgulardım(İşbu satırlar, tamamen yüksek tahammülünüze sığınmaktadır. Hiçbir kalbi kırmak istemem):).
İster farkında olarak ister olmadan, sadece amaçlarımızı yaşamak yaptığımız. Yani hayat bir amaç kadar bile karışık değil. Kompleks olsun diye kasan sana ne denir?
bugün 0, toplam 0 defa okundu...












