Biz kronik İstanbullular (dün bir çocuğun tişörtünde gördüğüm ‘kronik öğrenci’den ilhamen), baba evinden çıkarken gelinin, “hem ağlarım hem giderim”i gibi, şikâyet ederiz ama severiz, hem aşkla bu şehri, “bu şehre benzeyen yanlarımı”zı…
Kaç zamandır Cumalar hemen geliyor, hafta sonları hemen geçiyor. Annelerin yüzlerine telefonlar kapatılıyor “müsait olduğumda arıycam”larla, gazetede “mutlaka okumalıyım” denen kısımlar özenle kesiliyor, ‘müsait’ olunduğu zaman okunmak üzere, lakin bir vakit sonra topluca çöpe… İlham geliyor, yazacak vakit olmuyor, o kadar yani. Serdar Ortaç şarkıları dahi karşılık buluyor bünyelerde: “hayat, beni neden yoruyo(r)sun”.
Zaman ile mekân birbirleriyle çok alakalı kavramlar. Fotoğrafik hafızası olanlar bilir bunu en iyi. Mevzu, “Time is a location”a kadar gider aslında ama ben başka bir boyutundan bahsetmek istiyorum hadisenin: mekân değiştirdiğinizde zamanın nasıl da genişlediğinden, eskilerin ‘bast-ı zaman’ dedikleri şeyden, yani zamanın bereketlenmesi, az zamanda uzun bir zaman yaşamış olma hâli.
Einstein’ın İzafiyet Teorisi de işte tam bunu söylemiyor mu?
Zaman algısı, kişinin geçmişteki bir an ile yaşamakta olduğu an arasında geçen süre olduğuna göre, eğer hafızası olmasa zaman algısı da olmayacaktır. Memento filmi bunu çok iyi anlatır kanımca. Bundan sebep, zaman algısı tamamen algılayanı ile alakalı, göreceli bir kavramdır. Şöyle bir örnek belki daha açıklayıcı olabilir: tek pencereli bir odada kalmak zorunda bırakılan bir adama aradan uzun bir süre geçtikten sonra orada ne kadar kaldığını sorsalar, adam güneşin kaç defa doğup battığını düşünecek ve ona göre cevap verecektir. Oysa adama, bilinçli olarak yapay bir sistemle günde bir kaç kez pencerenin aydınlatıldığını veya karartıldığını söyleseniz, adamın hesabı hiçbir şey ifade etmeyecektir.
Kur’an’da da bu izafiliğe göndermeler var: “Dedi ki: Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” “Dediler ki: ‘Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.” (Mu’minun Suresi, 112-113) Rüya da, miraç hadisesi de izafiyet teorisine birer örnektir. Bu açıdan bakınca ‘hızlı yaşa genç öl’ mevzusunun da laftan ibaret olmadığını fark ediyorsunuz.
Zamanı unutmak diye bir şey de var aslında ve yıllar yıllar önce izlediğim New York’ta Bir Sonbahar’ı hatırlatmıştır. Kız, adama aldığı hediyeyi, ancak zamanı unuttuğu zaman açmasını istemiştir. Filmin sonunda kız ölür, adam paketi açar, hediye, bir kol saatidir. Hani mutlu mesutken zamanın hemen geçmesi, lakin mutsuzken bi türlü geçmemesi, özetle “Firâkın bir saniyesinin bir sene kadar uzun ve visâlin bir senesinin bir saniye kadar kısa olması”ndan tamamen farklı bir mevzu bizim bahsettiğimiz.
Yeni bir kitaba başlamak, yeni bir insan tanımak, yeni bir yemek tarifi denemek, yeni bir şarkı keşfetmek, velhasıl kendine bir şey katmak, insanın hayatına nasıl ivme kazandıran şeylerse (mevzuyu grafiksel olarak ifade etmek çok daha kolay olabilirdi aslında: lineer bir doğru ve parabolik eğriler), daha önce gitmediğiniz yerlere gittiğinizde de, akrep ve yelkovanın ‘birbirini kovaladığı’ değil de, ‘keyifli yürüyüşler’ yaptığı güzel zamanlar geçiriyor; belki o bir günde, bir hafta tatil yapmış kadar dinlenmiş oluyorsunuz.
bugün 0, toplam 31 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- bastı zaman
- bast-ı zaman
- bastı zaman nasıl yapılır
- bast ı zaman
- zamanın bereketlenmesi













zamanın lakin hiç şaşmadan kararında devam etmesi beni çokça germekte. ben ne kadar göreceli yaşarsam yaşayayım, benim dışımdaki bir döngünün kendini hiç bozmadan yoluna devam etmesi, bir yerden sonra sinir bozucu hale geliyor. duvardaki eski bir saate bu sebepten bağırmışlığım “dursana be adam” demişliğim var. o derece psikopatım :D
bunu itiraf.com ‘a yazacaktım ama kısmet burayaymış…
zamanın bereketlenmesi konusuna hep ilgi duydum. istediğim şey de bu oldu hep hayatta. hereşeye zamanı yeten bir insan olmayı başardığım zamanlar oldu, hiçbirşeye vakit yetiremeyen bir adam olduğum zamanlar oldu.
ve bakıyorum da, söylediklerinize paralel olarak, bütün sonuçların sebebi insanın ruh hali. iyi vakit geçirmenin; ecnebilerin “seize the day” ya da popüler deyişle “carpe diem” dedikleri, içinde bulunduğun anın farkına varma (belki de tadını çıkarma) eylemini olumlu bir şekilde gerçekleştirebilmenin tek yolu, sağlam bir ruh hali. sağlam bir ruh haline ulaşırkenki parametrelerin değerleri ise hayli karmaşık.
zamanın genişlemesinin psikolojik faktörlerin dışında da bir gerçekliğe tekabül etmesi gerektiğini düşünüyorum ben fakat..mesela çocukluğu da hesaba katıldığı halde yazdıkları gün başına kırk sayfa tutan zatların zamanı benim doğru dürüst iki kitap bitiremeden geçen vaktimle aynı hızda akıyor olabilemez…bence zamanın berketlenmesi daha ziyade böyle birşey…metafizik mi fizik mi bilemedim..
Bir de tayy-ı mekan yazısı isterük!