Çocuklara küçük ama faydalı bilgiler veren, eğitici-öğretici bir program olarak hafızalarda yer eden bu yaşama sevinci dolu programla ilgili yazarken, “ya benimsin ya toprağın” arabeskliğine girmek de, bu yazarın yaşadığı coğrafyaya olan vefası olarak algılansın isterim.
Zaten bu uzun cümleyi okuyup da sıkılacaksınız muhtemelen. Ama Susam Sokağı çok eğlenceli bir hatıra olarak çocukluğunuza çağıracak. Yani bu yazıyı okurken, çocukluğunuzda sıkıla sıkıla katlandığınız o aile boyu oturmalara götüreceğim sizleri.
Efendim, mahallede geçen olaylar hariç, geri kalanı ithal edilen bir programdı Susam Sokağı. Gökyüzünde görünce sevindiğiniz o parlak şeyin aslında çoktan sönmüş bir yıldız olduğunu söylemek kötülüğünü yapıyorum. Fakat benim derdim o mahalle dokusuyla ilgili.
Öğretici çocuk programları arasında Susam Sokağı’nın farklı bir yeri olmasının yegane sebebi, o mahallede saklıydı bence. Bir yandan, 12′ye kadar saymayı öğreten figürler, diğer yandan Edi ile Büdü gibi her çocuğun seveceği cinsten karakterler barındıran bu şahane program, aynı zamanda herkesin mutlu mesut yaşadığı ve özünde ‘halkların kardeşliği’ni barındıran mahalle dokusuyla içine çekiyordu.
Yeni bir dünya vaat ediyordu çocuklara. Hiç para almadan bütün çocukların bisikletini tamir eden bisikletçi amca, çocuklarla beraber şekiller çizen Zehra Teyze ve belki de dünya üzerinde bulabileceği en güvenli ve sıcak yuvayı bulmuş olan, aslında hiç de minik olmayan “Minik Kuş”. Bütün bu örgüde, çocukları televizyon başında başka dünyalara taşıyan efsunlu (sihir değil!) bir taraf vardı işte.
Kurabiye Canavarı’nın telkinleriyle, akşamları annelerine kurabiye yaptıran çocuklar, bu büyülü havayı solurken, aynı zamanda bir şeyler öğrenmiş olmanın mutluluğunu taşıyarak ertesi gün okulda hava atabilirlerdi.
Fakat şimdilerde, büyücülük oynayan tiplerle birlikte çocukları gerçek dünyadan alıp götüren diziler revaçta. Bunların da en büyük rakibi maalesef Teletubbies. Şimdi saçma gelen o acayip şarkılarla dokulu Susam Sokağı ve o eğitici öğretici mahalle kurgusu ile, çocuklar büyük bir kayıbın eşiğindeler. Kendini Pikachu sanan çocuğun kaderi balkondan atlamaktır, fakat kendini Kurabiye Canavarı sanan çocuk, en fazla annesinin kurabiyelerine saldırır.
“Televizyon çok eğitici bir alet. Ne zaman salonda onu açık bulsam, hemen diğer odaya gidip kitap okuyorum.” diyen zat-ı muhteremin dediğini aksine, eğer Susam Sokağı varsa kanalda, çocuklarınız izlesinler. Bugüne kadar tanıdığım zeki çocukların hemen hepsi de Susam Sokağı izlemişlerdi…
90′lar dünyasında gezmeye devam etmek isterseniz;
http://www.sakinkafa.com/tag/ikonografi-90s/
bugün 0, toplam 16 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- susam sokağının çocuklar üzerinde etkisi
- eğitici köşe yazarları ile ilgili resimler
- ya benimsin ya kara toprağın
- susam sokağı mahalle
- susam sokağının çocuklar üzerindeki etkileri













BRAVO!!!:D
gercekten bugünkü durumu cok güzel bir şekilde izah etmişsiniz.(halkların kardeşligi de ayrı güzel olmuş)
teşekkür ederim.. “susam sokağındaki mahalle dokusu” üzerine tez bile yazılır aslında. hatta galiba bir üniversitede master tezi olarak susam sokağının çocuklar üzerindeki etkisi verilmiş.
Tebrikler…
bugun bir tatil gunu olmasi munasebetiyle uzunca oturulan kahvalti soframiza sesame street eslik etti. orjinalinin hala yeni cekimleri yapiliyor mu bilmiyorum ama izledigimiz bolumlerde bilgisayar cocuklarin hayatina girmisti. edi budu karakterleri, vampir-kont ile sayilari ogrenme ve ingilizcesi de sacma olan sarkilar her ne kadar keyifli olsa da, o mahalle hayatinin bizim susam sokagimizda ayri bir yeri oldugunu farkettim ben de.