Aşkın en güzel hâli bittiği dönemdir. Bütün büyük “aşk” hikayeleri o bitiş üzerine temellenir. Öğrenilmiş çaresizliğin bir başka şekli olarak da, bütün aşklar bitmeye yüz tutar. Çünkü o kutsal acıyı yaşamaya meyyaldir insan. Bu trajedi o kadar yüceltilmiştir ki metinlerde, insanlar “ayrılık da sevdaya dahil” diyerek artık yekpâre bir ayrılığı aşkın başından sonuna dek yontup dururlar. Aşkın, benliği çağrıştırdığı, “mülkiyet” kavramına göndermeler yaptığı ve bir aidiyeti kutsadığı gerekçesiyle tarih boyunca cezalandırıldığı kanısındayım. Öyle ki, Nazan Bekiroğlu’nun enfes tespitiyle aşk eğer ki bir basamak olarak daha yüce bir kavrayışa kapı açmıyorsa, son bulacaktır (sadece sakinkafa’da kaç kez demişimdir bunu).
Bu şarkıyla tanışmam ortaokul yıllarıma rastlar yine. Henüz kimseye âşık olmadığım o masum çağlarda, aşkın bitişindeki “bilinmezlik” meselesini işlemeye başlamıştır ruhuma. Aşk, Madame De Lafayatte isimli kadının yazdığı “ilk psikolojik roman”dan bu yana kuralları ve geleneği zirü zeber edecek bir motivasyon olarak görülür. Tıpkı devrim gibi. Lakin her ikisinden sonra da, içine düşülen girdap zamanla bataklığa varır. İlk başlarda her şey güzeldir; düzenin yerini farklı bir heyecan almıştır. O heyecana tutunarak “yeni” bir hayat kurulur. Her şey, yerini tatlı bir telaşa, mutluluk tadında bir can aşısına terk eder. Bu hâlin uzun sürmediğine kanaat getirmek de aşkın bitişinden sonra mebzul miktarda geçecek zamanla anlaşılır.
Vedat Sakman’ın elinden çıkma bu şarkı, Leman Sam’ın da nefesiyle harikalaştırdığı bir şölen olmanın yanı sıra, aşka dair en güzel tespitleri içeriyor. “İnanamıyorum, bu hale nasıl düştük, bilemiyorum.” çığlığı, aslında bir bilinmezle başlayan aşkın, yine bir başka bilinmezle çözüme uğramasını anlatıyor. Modern romancıların, bilinmezleri hep bir kadına yıktığı edebi metinlerde, aşkın yeri de özellikle postmodern döneme yaklaşılırken, “bilinmezliğin verdiği sıkıntılı hâl” şekline evriliyor.
Aşk, belki de geç kapitalist dönemde, her şeyin bıkkınlık verdiği ve yeni bir soluğun arandığı bu devirde, “yeni” değildir. Belki modernliğini geç idrak etmiş bazı muhafazakar çevreler için şaşaalıdır hâlâ, lakin ahlakını ve aklını yitirmiş bu dünyada, Fuzulî’den aşk tarifi almak en azından benim için imkansız. Materyal değeri ölçülüp biçilen, ruhların değil bedenlerin müdahil olduğu ve şairin “aşklaşma” dediği noktada ruhun nefes almasının ancak kozmik ilişkilerin perdelediği hakikate erme çabasıyla olabileceğini söylerim.
“Sende mi, bende mi
Her neyse,
Her kimdeyse, neyse
Bilemiyorum…”
Youtube linki: http://www.youtube.com/watch?v=YgLM3uTkhWg
bugün 0, toplam 42 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- leman sam
- en güzel burun şekli
- leman sam sakın
- leman san













belki sadece “mülkiyet kavramı” kısmı ile bile “a fave” yapmaya yeter bir yazı olmuş.
yazarın söylediklerine katılırız ya da katılmayız. ve fakat yazının “söyleme biçimi” itibari ile, yazıldığından bu yana bu şarkı böyle güzel karşılık bulmamıştır.
aya’nın üslubunu ve yazım stilini övmek mi? daha önce nasıl aklıma gelmez! kimse de yapmamıştır bunu şimdi. ben şimdi baktım hiç bir yazıda kimse övmemiş adamın üslubunu evet. hemen yapayım :)