David Bowie’yi tanır mısınız bilmem. 1970′li yılların rock yıldızlarından. 1970′ler önemli seneler. Her ne kadar yakın tarihten uzak kalmış bizim gibi toplumlar hatırlamasa da, bütün Avrupa ve Amerika’da “öğrenci hareketleri” denilen şeyin, demokrasi çılgınlığının, İkinci Dünya Savaşı ile gelinen noktadan artık çıkılması gerekliliğinin, “sivil toplum” meselesinin iyiden iyiye belirginleştiği bir dönem. 1968 Fransa olaylarının ertesi yıllar. David Bowie, böyle bir dönemde “rock tanrısı” ilan edilecek kadar önemli bir adam. Yaptığı müziklere sağda solda kesin rastlamışsınızdır. Ben ilk defa C.R.A.Z.Y isimli bir filmde dinlemiştim şarkılarını ve o zamandan beridir dönem dönem dinliyorum.
Tamam geç keşfettim belki ama, “Space Oddity” (yayınlanışının üzerinden 40 yıl geçmiş) isimli harika şarkısından bahsetmemi engellemez bu durum. Bahsi geçen filmde, karakterin odasında aynaya bakarak dinlediği bir şarkıydı Space Oddity. “Planet Earth is blue and there is nothing I can do…” şeklinde bir bölümü var ki: Dünya gezegeni “mavi” ve yapacak bir şeyim yok demektedir anlayana. Tabi, “blue” kelimesinin İngilizce’de sadece maviyi değil, aynı zamanda “kederli” manasını karşıladığını bilince, daha bir manidar oluyor. Şarkının hikayesi oldukça güzel. Major Tom denilen bir karakter, uzay gemisiyle yolculuğa çıkacaktır ve şarkı boyunca kuleyle yaptıkları konuşmalar yer alır. “Burası kara merkezi, Major Tom’a sesleniyor” gibi girişler bile şarkıyı “absürt” olmak gibi bir gaflete düşürmüyor. Üstelik 1970′e girerken Soğuk Savaş dönemini ve “uzay savaşlarını” düşünürseniz, daha da manidar.
Şarkının sonunda, Major Tom ölüyor (burada bir “aaaaa” efekti gelsin). Ölmeden önce şu şahane cümleleri söylüyor: “Onbinlerce mil yol gitmeme rağmen hala hissediyorum. Ve sanırım uzay gemim nereye gideceğini biliyor artık. Karıma söyleyin onu çok seviyorum.” Herhangi bir “veda” konuşmasından farklı olmayan bu acayip uzaydan dünyaya yayın yapan cümleleri dinleyince, hele ki David Bowie’nin sesinden dinleyince, insan bir hoş oluyor. Üstelik şarkının müziğinde yer alan gitar tınıları giderek galaksiye dağılıyormuş hissini verebiliyorsa, varın siz düşünün…
Bazı şarkılar yayınlandıkları dönemin bütün bir popüler kültürünü içerebiliyor ve sanırım “pop art/popüler sanat” denilen şey de tam olarak bu. Mesela o dönemde yaşayan Andy Warhol isimli ressam/kareograf/performans sanatçısı olan adamı google’da aratırsanız, yaptığı bütün eserlerin dönemin ABD gündelik yaşamını yansıttığını görebilirsiniz. Zaten David Bowie de benzer bir kültürün temsilcisidir. (Tesadüfe bakın, David Bowie’nin “Andy Warhol” isminde bir şarkısı da var). Space Oddity (Uzay Tuhaflığı) işte dönemin uzay savaşlarını, karanlığa doğru giderek orada “dünyada olmayan” bir şey arayanları anlatan, yer yer ironik yer yer hüzünlü Flaubert romanları gibi bir şarkı…
Ayrıca meraklısı için not: David Bowie aynı zamanda pekçok filmde yer almıştır sevgili okur. Ancak sanırım bunlardan en popüleri Christopher Nolan’ın The Prestige isimli filmi. Üstelik burada Nicola Tesla karakterine hayat vererek, karizmasına karizma eklemiştir. 60′lı ve 70′li yılların bütün “deneyselliğini” taşıyan David Bowie’yi, böyle beyefendi bir rolde görmek de ayrıca enteresan…
bugün 0, toplam 37 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- isyan eden şarkılar
- david bowie
- david bowie şarkıları
- david bowie tesla
- the prestige david bowie tesla













kapidan disari adim atiyorum ve
en farklı biçimde süzülüyorum
ve bugun yildizlar cok farkli gozukuyor
burada (burası için)…
Neyin yardımıyla yazmış üstad bunu bilmiyorum ama yazdığındaki ruh halini feci güzel anlatmış. Zaten bir bu bir de comfortably numb diyorum başka da birşey diyemiyorum.