Şu sıralar Emre Aydın da söylüyor bu hatıralarımıza sinmiş parçayı. Ama nedense orjinali hep daha güzel geliyor bana. Hatıraları canlandırdığı için olsa gerek. Yok öyle melankolik şeyler değil hatıralardan kastım. Zaten sitede şu sıralar, Kurbağa Prenses’in yasına ağlamaktayız günbegün (Allah kurtarsın sevgili yazarımızı). Ben sizlere daha “sakin” bir yazı okutmak dileğindeyim.
Ortaokul yıllarıydı galiba. 3 erkek kardeş aynı odada uyuyoruz. Horlayanı dövüyoruz büyük ihtimalle. Ama böyle odayı birileriyle paylaşmaya alışınca insan, daha bir edepli oluyor. Misal bazı ev/oda arkadaşlarım oldu ki, hakkaten bu bahsettiklerimden nasibini almamış oluyorlar. Neyse, fazla iğrenç detaylara girmeden, mevzuya gelelim.
Benim hayatımı değiştiren insan teyzemdir aslında bir bakıma. Bana walkman getirdiği o yaz (Gurbetçiler gelirken illa ki teknolojik hediye getirirler, Ayşe Abla sözüm sana :D) bir anda beni müzik bağımlısı yapıverdi. Tamam televizyondan dinlerdim, ilkokulda da MTV izlerdim (burasını hava atayım diye söyledim) lakin yolda, belde kulağında kulaklıkla gezen bir tip değildim. Ben walkman kulaklığı ile gezerken bana “deli” gözüyle bakan sevgili esnaf abilerim, şimdilerde IPod kulaklığından geçilmeyen caddeler görüyorlardır.
İşte bu walkman’i, o 3 kişilik odada yorgan altında dinliyordum. Çoğu zaman kaset doldurturdum. Fakat bazen radyo açar ve güzel şarkılara rastgelmeyi umardım. Genelde Fikret Kızılok’tan “Gönül” çalındığı yıllardı. (O şarkıya da geleceğiz daha). Bir de Umay Umay çalınırdı ki, 1990′ların Türkçe Pop müziğini dinleyip, Umay Umay’ı es geçen çok insan tanıdım. Bu ilginç isimli hanım ablamızın kızıl saçları ve kıpkırmızı dudakları eşliğinde “çekip gidiyorum işte, sakın sen halini bozma” tribini izliyorduk. Bugünden bakınca, radyolarda çalan şarkıların her gece bir intihara neden olduğu istatistiği ile karşılaşsam, hiç şaşırmam mesela. Yahut bu şarkılar eşliğinde uyumaya çalışıp, depresif rüyalarla gündüzlerini mahvedenler olduğunu duysam.
Aslında o dönemde, “pop müzik” soslu arabesk şarkılar yapılıyordu. Zira bu topraklarda yaşayıp da yolu arabeskin o keskin gerçekliğinden geçmeyen çok az insan vardır. “Sen yine olduğun gibi kal, misafirim bu şehirde, bir el sallarsın yeter… hareket vakti gelince” gibi sözleri olan bir şarkının, bu topraklarda yapıldığını adımız gibi biliyoruz. O Türk Filmleri ile büyüyüp, sonra “sen masumsun sevdiceğim, ama ben serseriyim, bu böyle olmayacak” demek kadar normal bir olay da yok…
“İs yarası gibiyim o temiz ellerinde
Dil yarası gibiyim o masum sözlerinde
Kal deme hiç bunu benden isteme
Sus bu gece bana aşktan sakın hiç bahsetme
Dur bu gece bana dokunma beni delirtme
Sana boşuna umut vermek istemem
Çağıran bir şeyler var hep beni uzak şehirlerde
Bana ait birşeyler var o sert gülüşlerde”
Afiyet olsun…
bugün 0, toplam 64 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- umay umay yazıları
- radyoda çalan isyan şarkısı
- umay umay hareket vakti
- umay yazıları
- hareket vakti kime ait













kalbi camdan,
yaraları camdan sevdiğim.
sokak soğuk,
hadi eve dönelim.
umay umay şarkıları, kitapları ve farklılığı ile harika harika!
şimdilerde nerelerde ne yapıyor acep??
Bir gün yolda yürüyordum…
Bir şarkı duydum, kalbim acıdı…
Bu kadar…
Evet bu kadar..
Umay Umay’ı es geçen ne çok kişi vardı, gerçekten çok…
15 kadar yıl önce liseye giderken otobüs durağında beklerken; müdür yardımcım gördü, aldı beni arabasına, Doğan SLX, ne havalı adamdı o zaman. (hala aynı arabaya biniyor, çok yakın zamanda gördüm, bi insan anca bu kadar değişmeyebilir; saç, bıyık, araba… Her şey aynı)
Herneyse, bindim arabasına, radyoda bir parça:
“… Bir kere yetmez iki kere sev beni
Üç köşe yetmez karelere böl beni…”
şeklinde saçma sözler, ama sesteki tarz dikkatimi çekmişti, kim olduğunu öğrendim: Umay Umay. O günden sonra hiç bir albümünü kaçırmadım, iyi ki o gün otobüsten önce müdür yardımcısı gelmiş, görmüş, beni almış, radyo açıkmış ve Umay Umay denkgelmiş.